Demek ŞAİR, Demek FELSEFİK!
Peki, Kim Bu Küçümsediğimiz?

Fikir İnsanını Küçümsemek, Ona “şair” Demekle Oluyor! Ne Tuhaf!

 

‘Şiir yapıyor yani kuruntunu kurguluyorsun, kısaca delilin yok, tespitsizsin!!!’
‘Sözleri şablonlaşmış genel-geçer klasiklerden’ bir kaynağın yok, şairsin işte!
Anlamamak ısrarında olan, ‘felsefik söylüyorsun’ diyerek seni tecrit eder!
“Felsefeci ile Filozofun farkını” bilmek gerekmez mi? Peki, nedir bu fark?
“Felsefe okunmaz. Hayat OKUnur ve FİLOZOF olunur
İlahiyat okunmaz, HAYAT bağıntıları OKUnur, arif olunur” demiştik özetle

Kitap İNSANDIR. Daha “kitap-kaynak vs.” soruyor! (şuna bakar mısınız?)
Tamam, iyi de iman nerede, YOK! Din nerede, KAFADA!
Kafadaki dinden fayda gelir mi? Gönlündekini kafana buyruk edeceksin ki
işte buna hidayet diyorlar. Bizler buna devrim diyoruz ki anlaşılır olsun!
Ne körler gördüm edepli! Gözü bi açılsa zalim olacak, gönlü bi açılsa alim…
Veliler gördüm şimşek bakışlı nazar yağmurlu/mahsulü hidayet/sözleri şedit
Sanırsın ki kibir ama senin için parçalanan, her bir anı şefkat!

 

 

 

Öküz altına buzağı dedektörü tutmakla meşgulse kişi, manayı duymaz!

 

Gerçekten bir uyarıyı, kendi nefsine tehdit görür. Böylece:
Mevzuyla kurmak istediği işporta arasında bir iman boyu kadar aralık vardır
Nefs çıkarsaması yapıp hopladığı için muhatabın kibir yönünü sorgulamakla
aslında kendi kibrine takılmıştır

(bir örnek)
Güvenen kimse güvendirir. İnanan kimse inandırır. Seven sevdirir-sevilir…
Sütten ağzı yanana kanımız kaynar o başka
Ama yoğurdu üfleyerek yiyen budala bizden değildir

Güvenilecek insana güvenemeyenlerin kalplerinde bir tilkilik vardır
Kendinde yaşatmak istediğini, karşıya layık görmedikçe sevemezsin
En büyük eğitim GÜVENMEYİ öğretmek, En öğrenciyse GÜVENENDİR
Barışın kabiliyeti İKNA.. İkna da yaşamın hukukudur

(bir örnek daha)
Hayatta bilgiden başka yanılma malzemesi yok
Ta ki BİLGİNİN ne olduğunu anlayana dek
Bilgi maksatlı kişi, asıl bilgiye ulaşamaz
Bilgiyle Erdem, terazinin ayrı kefelerindedir

Hayat bilgiden değil, İNSAN’dan cevaplanmıştır
Bilgiye kul olan, ahmak.. İNSAN’a ram olan, HAKK’a KULDUR

 

 

 

Şu sözlerimize ‘edebiyat-şiir’ gözüyle bakanlar


Güneşi işaret ediyorum, gösterirken parmaklarım felsefe yapmış?!

“Hayat bilgiden değil, İNSAN’dan cevaplanmıştır” diyorum, şairmişim!
Sende şiir, ‘sordum sarıçiçeğe’ Sende rubai ‘sordum sarıçiçeğe’
Sende müzik ‘sordum sarıçiçeğe’ Sende başka sanat YOK!
Bir de çiçek sorsun sana: aklın-fikrin var mıdır? O zaman felsefe diyon ama!
‘Şiir bu ya-hu’ diyorsun. Sen çiçeğe sorulanı nakliyat yaparken şiir değil mi?
Anlaşıldı! Çiçekle konuşmak yasak! Sen sorarsan konuşacak, yoksa sussun
Çünkü felsefe olur, şiir olur neme lazım!.. Güneşi SPORLA göstereyim?
Kolum kültür-fizikte, elim havada şöyle çaktırmadan gez-göz arpacıklayım?
Bal gibi selefisiniz, adı ‘ehl-i sünnet’miş? Way be!*¹

Yazdıklarımız niçin şiir, felsefe oluyormuş? Bunu çok izah ettik. Çünkü
Muhammedî olan bendenizler oluyor da o yüzden Muhammedîlerin
her yazdığı şiir olur niyeyse(!) ‘Muhammed’e de şair demişlerdi’*²
Mekke siyasetinde görüş bildirene kadar çok emin ve yalansız biriydi de mi!?
Bu yazıları anlamayıp da ‘tarihte tüm dostlara ŞAİR diyenler’ kimdir acaba?!
Siz kandırılmış gerçeklerinizde elbette uzun vade yaşamayacaksınız

Bu ayetin anısını, anını, kaderini yaşayan biz vatandaşlar oluyorken
bu kaderi bu müminlere ‘bu felsefedir yahu’ diyerek yaşatan da
siz Mekkeli müşrikler oluyorsunuz işte ortada! Bal gibi selefisiniz
Selefiliğinizi, ‘ehl-i sünnet çenenizde gizleyip’ şirkinizi YAMAdınız
Selefi kimdir: Nebinin çağında yaşasaydı tabi ki kabul etmeyip
Bu gün kabul ettiğini söyleyen müşriğin zemzemle yıkanık yeni adıdır ‘selefi’
_______________________________________________________

(*1) Ülkemizde siyasi, resmi din kurumunun pratikteki mezhebi selefiliktir
Bu linklerden tafsilatlarına ulaşabilirsiniz. Konuya MEZHEP Nedir? Mezhep ve Anlayış İlişkisi bahsinde geniş şekilde yer verilmiştir
Ayrıca https://www.youtube.com/watch?v=VJscT6N1rm8
(*2) Şair demelerine Hakka 41-42’de, Yasin 69’da cevap verildi

 

 

 

 

Bin yıllık ictihatlar her çağda iş çözseydi Ya Adem’le dünya her işini görürdü

 

“Alimlerden ders aldım….. filan!” Alim kimmiş ya-hu?
Seni sana anlatana, ispatlayana alim derler
Sen seni okşayanlara alim demişsin
Biz burada kafanı kırıyoruz, 40 yıldır başak vermemiş bu kelleyi sallıyoruz
Kafatasının içini açıp gösteriyoruz: ‘bak bomboş işte’ diye ispat ediyoruz
Sense seni okşayan masallara din diyorsun
Şirkin seni getirdiği acziyeti anlatan yazılarımıza da ‘ama bunlar şiir’ diyerek
bir de dost Muhammed’in yolundan gittiğini iddia ediyorsun ha?

 

ARAPÇA GRAMER olacak! YOKSA FELSEFE olur! ŞİİR olur!

 

Arapça gramerle meşgul edilmiş zihinlerde “din budur” denerek
talim ettirildiğiniz dinin din olmadığını TÜRKÇE anlatarak
kafalara balyoz indirdiği için ŞAİR dediniz, felsefe dediniz bu müelliflere
Tıpkı dost Muhammed’e de şair dediğiniz gibi o günlerde…
Sorsak felsefeyi bile tanımlamakta acz içindedirler halbuki!
Tıpkı anlamadığı müziğe ‘cazdır bu’ diyen alığın, ahenkten anlamadığı gibi
Büyücünün elinde abra-kadabra malzemesi olanlar bize laf cambazı dedi

 

 

Şairler rahatsız eder, din adamları rahatsız etmez(!)

 

Ne dedi bir dost: “Ben sizi rahatsız etmeye geldim”
Şairler rahatsız eder, çünkü sizi rahatsız edene ‘şair, filozof’ dediniz
Din adamlarına güler geçer millet! Ama şairler hoplatır. Gülüp geçemezsin!

 

Tarihte o kadar çok şair oldu ki birazını sayalım: Gerisini siz ilave edin

Biz şairiz de, dost Niyazi Mısri de mi şairdi?!! Katlettiniz
Dost Muhittin Arabi de mi şairdi? Astınız
Dost İsa, dost Zekeriya zaten şairdi(!) astınız, testereyle kestiniz!
Dost Pir Sultan Abdal da mı şairdi? Astınız
Dost Hanife de mi, dost Mansur da mı şairdi? Astınız, kestiniz, katlettiniz
Asanlara bakın, hepsi din adamlarıydı! ‘Şair’ diyerek astılar bu isimleri

 

Bu kader sahnesinde taraflar kim? Nebilerin katledilmesi sünneti kimde?

Şairde! Günümüz müşrikleri de gündelik dilden anlatılan ayet açıklamalarına
gene önceki huyları gereği ‘felsefeci gibi’ diyor! ‘Şair bu’ diyor! Yani sihirci!
İşte Şeytan sünnetine örnek (Şeytan’ın hinliği sünnetullah gereğidir)

Yeniler, zengin anlatım sahipleri, yeni anlayışın yenileri, yeniçağın yenileri,
hakikati her yelpazeden, vurgulu biçimde izah eder de müşrik buna ‘şiir’ der
Yamalı aklı sarsan bir sözü, imanın vurgusu olarak görmez, felsefik deyiverir
Şu alemde hangi bir kişiye cevabın gerçeği verildi de kaçmadı? Şiir demedi?
Kişi, ön kabullerinden ve duyma alışkanlığının dışından duyarsa ÖĞRENİR!
Beklentilerinden kurtulmayı hedefleyen kimse kabullerini değiştirecek

 

Özden söylem, hangi konuyu işlerse işlesin, inançsız akılları boşa çıkarır!

 

Bu nedenle Özden söyleyen için her konu “konu mankenidir”
Hakikati her yelpazeden, vurgulu izah eder de müşrik buna ‘şiir’ der
Dikkati, sadece ‘manken olmuş KONU’ya baktığı için “edebiyat!” der
Yamalı aklı sarsan bir sözü, imanın vurgusu olarak görmez, felsefik deyiverir
“Muhammed’e de şair demişti*” bunlar!

 

 

Şadırvan şiir yazmıyor, felsefe yapmıyor. Zaten cebinde!

 

En yeni level metot, ‘en albenili edebiyat tekniğiyle’ ortaya konur da ondan!

Bu, ‘edebiyat yapıldığı’ anlamına gelmez. Takılan, bu duvara takıldı
Gerçekleri kabul etmeyenler, her devrin FİKRİNE ‘edebiyat’ dedi
Bu yazılara kalem gözüyle bakıp ‘şair’ dediler! Oysa ispatımızdır ki
çağı kavrayan Metot ve İlim, o çağda en daveti kapsayıcı anlatım diliyledir
Hitapta gaye, ufuk kapısı açmaktır. Ekmek kapısından evladır bu!
En yeni şeyler en çarpıcı anlatımlara ihaledir. Alıştığımız anlatım, mışılımızdır

Oysaki anlayış ufku açar, ufuk anlayış saçar, bu bir döngü…
Fikir yoksa iman yoktur, felsefe yoksa anlayış yoktur, şiir yoksa idrak yoktur
Buna rağmen: “Biz şiir yazmadık, gerekmedi çünkü artık*”

Ben şiir yapmıyorum! Felsefe yapmıyorum. Sonuçları ortaya koyuyorum
‘Din’ diye nakledilen önceki papağanlık işler,
günümüzde artık şeytanların şablon malzemesidir
Anlamak isteyene tabi ki! Israr eden de istediği gibi düşünsün
Şadırvan sonuçları çoktan yazdı bitirdi
Kimisi şimdi sadece önüne kondukça düşünüyor!
Biz düşüncelerimizi yazmadık, yazdıklarımız düşündürüyor

 

Akletmeyenler,

ortaya konulan her fikri layıkıyla değerlendirebilecek idrak ve mecburiyetin
kendilerinde bulunduğunu nefsine inandırmak zorunda mı ki?
Anlamak sezişe ve idrake bağlıdır. Çalışmaya, niyet ve gayrete bağlıdır
Herkes her şeyi anlayacak diye bir kural yok. Anlamayıversin ne olacak!
Daha bi öz anlatsak -diyaloğu ‘sen felsefiksin’e getirip bağlayacak gene
Daha bi tenezzülle açıkça anlatsan bu sefer seni asacak. Çünkü artık anladı!
Yandın! Neyin anlaşılması gerektiğini bilmeyen şu gayretsize nasıl anlatırsın?

 

Şunu ANLAYAMIYOR, “Bana Bilgi Verecen” DİYOR! Hem de özetini

 

Dil cüsse, Söz ezber, Öz CEVHER
Bilgiyle bilen kişi, BİLMEKTEN gelen bilgenin kapısında KAPI TOKMAĞIDIR
Hep dışarıda kalır, içeri alınmaz! İçeri her giren ‘bu tokmağa vurup’ girer de
o herkese dokunur da hiç giremez. Çünkü KENDİNİ ÇALAMAZ!
Gül bahçesine mazarrat çocuklar sokulmaz. HER ŞEY İNSANLA
Ne kadar kısa değil mi? Şiir diyeceğimize anlasak da öğrensek iyi olmaz mı?

(bir örnek daha)
Bilginin en temeli, kendinin ‘sadece seccadeye secde eden birisi’ olduğunu,
insana secde etmeyen (o her kimsenin) sonra sen olduğunu anlamışlığındır!

Çok net özeti söyledik, şimdi bilgiyi aldık öğrendik mi? Hayır, asla!
Bilgi tanımında en net özet de şu:
Canını kendisine verebilmeyi sana öğretenden aldığına bilgi denir. Hadi anla
Şimdi buna ‘felsefik’ diyor! Sakın ‘işaret/ayet’ olmuş olmasın!

(bir kısa örnek daha)
Bilimin sonucu medeniyet.. medeniyetin sonucu İNSAN!
Bilgi, eğitimin için! Eğitimin sonunda sendeki kesin bilgi açığa çıkar
İnsan, BİLGİNİN son hali!.. İnsandan sonra bilgi yok!

Ne kadar kısa değil mi? Şiir diyeceğimize anlasak da öğrensek iyi olmaz mı?
Ama öz yazınca cambaz, kısa yazınca şair, uzun yazınca filozof oluyoruz!
Hepsini bir kerede oku diyen yok. Sen de sindire sindire oku
Ücretli kitabını Google’dan ücretsiz yayınlıyor. 6 bin sayfa doküman…
6 bin sayfalık çalışma, daha önce bu denli söylenmemiş orijinal.. alıntı yok
Destan diyeceğimize iki satır orijinal de kendimiz yazsak peki??

 

 

Niçin kimilerine ‘filozof gibiyiz’ acaba..?

 

‘Tasavvuf GİBİ’ ya da ‘fikir yaşantılı bir dil kullanıyorsun’ demiyor da
‘FELSEFECİ gibi’ diyor!? Sanki büyücü! “Muhammed’e de şair demiştiniz!*”
Siz değil miydiniz?

Ahmakta kafa basmayınca ben niye ‘filozof!’ oluyor muşum?
‘Kul’ olmuyor muşum da ‘felsefeci’ oluyor muşum?! Hey gidi düşünce!
Sen lakayt olmuyorsun, kör olmuyorsun da.. ben filozof oluyorum de mi?
“Muhammed de filozoftu zaten!*”
Peki, filozof ney? Bu alakayı anlayana bi denk gelmedim

Müşriklerin, Muhammed’e ‘şair bu yahu’ demeleri o çağda icat bir şey değil
bu çok evvellerden akıp gelen bir dedikodu salmasıdır
Asılmış şair hikayeleriyle yapılan algı operasyonları, tek bu çağa ait değil:
(Hmm süslü sözcü deli! Hmm katli vacip yani! Hmm asılacak yani, anladım!)

 

[Ebu Cehil‘in ortamında, bir adam geldi şunu dedi:

 

— “Az önce Muhammed’i gördüm, konuştuk
Öyle ilginç, güzel, kalbime dokunur şeyler söyledi ki
içinde bulunduğumuz vaktin tam icabına göre söyledi”

Cehiller grubundan biri de şöyle dedi:
— O şairdir bea!
— Haa.. öyle mi?
— Tabi tabi şairdir, şairdir
— Ama doğruları söylüyordu
— Ya felsefe yapıyo da ondan öyle gelmiştir sana!
— Hmm anladım. Vay be şairmiş ha, demek ondan için]

Böyle bir nakil var mı?
Aklı olana nakil çok, aklı olmayana olan nakiller neyleye? İşte şairin hali!
(Hmm süslü sözcü deli! Hmm katli vacip yani! Hmm asılacak yani, anladım!)
“ŞAİR BU!” dedin miydi, Algıyı Saldın Çayıra, artık operasyonu mevla kayıra!

Kuran’da şair terimi boşa denmedi!
Sözümü şimdi yeni şekilde söylüyorum:
“Hayat nakilden değil, AKIL’dan cevaplanmıştır
Nakle kul olan, ahmak.. AKLA ram olan, HAKK’a KULDUR” Hangi akıl ama?
Bunlara göre bilgi nakil olduğu için böyleye de çevirsek fark etmez! Şairiz!

 

Şu sözlerimize ‘edebiyat-şiir ‘gözüyle bakanın gözü kördür

 

“Muhammed’e de şair demişlerdi*” ayetini tekrar tekrar duyuyoruz
Şair diyenler, ‘edebiyat’ diyenler KİM?
Sözlerdeki doğruyu (ama bu edebiyat! deyip) tınmayan kim?
Şairlikle ötelenen, hainlikle suçlanan kader, kimin kaderi?
Anlatım, spor hareketleriyle yapılmaz, edebiyatla yapılacak tabi ki
Sen anlattığında edebiyat kullanıyorken bize gelince niye edebiyat?

 

Kavramları kendisine ait olmayan kimse DÜŞÜNCEYE mağlup olur!

 

‘Hayat bilgisini’ kendi şuurunda kurup onu ‘KURAN’ edene,
insanlığa irşat eden nebiye nasıl ki ‘filozof’ demiyorsun da peki,
herkeste aynı yaşanan mutlağı tecrübe ve tespit edip sana seni anlatana
‘bu adam felsefe yapıyor’ nasıl diyebiliyorsun? Ki bir de böyle mi acaba?
(yani ‘demedi’ değiller. Nebiye de şair diyen gene bunların kendileriydi!)
Bu yazılara felsefe gözüyle bakan KOPYACI MOTAMOTÇU müşrikler,
‘Muhammed bir şairdir’ diyen münkirlerle
‘aynı inkarcı tarafı’ farklı zamanlarda görev edinmişlerden başkası değillerdi
Bugün yüz yüze gelinse aynı şeyi itham edecekleri şuradan örnekledir:
Bakın ‘Muhammed bir şairdir’ diyenler, o bir büyüdür, büyücüdür diyenler,
acaba bunu niçin dediler?
En ileri söz, en edebiyatla, en şiirle söylenir de o yüzden şair/felsefik dediler
Tamam anladık da (dost Musa’ya da Firavun’a da söylenen)
‘Bu bir büyüdür. Muhammed büyücüdür’ diyenler, acaba bunu niçin dediler?
Akılları baştan alan yapıcılığa da “büyüdür bu” dendi durdu işte hep…

 

 

Şöyle Toparlayalım:

 

Yazılarımız her şekilde radar misali ‘hoplayacak adresi’ ne yapar eder bulur
Fikrî deryada yerle yeksan akıllar, derinlikli izahlarımıza çıt çıkaramazken
ama kumdaki oyunlarının BAMına basılınca defakto imanıyla hopluyor?
Sözlerimiz, ‘siyasal islam zımbırtılı mezheplerine’ dokunduğu için
‘felsefecİ gibi’ diyor!?

 

 

Niyeyse Allah, HOPLATAN İLK DOĞRULARI şairlere(!)
ama tarihten onaylı, artık tartışmasız ayetleri de sadece bu müşriklere verir!

 

Biz söyledik mi şiir olur, bunlar söyleyince iman(!) Nasıl oluyorsa?
Müşrik, tarihten (RüTÜK) onaylı, artık tartışmasız ayetlere niye düşkündür?
Kendi gerçeğindeki faaliyetlerin tartışılması yolunu sana kapatmak için!

Şu kadere bakın ki
Allah son nidayı, şair diyerek küçümsemeye kalkıştıkları son nebiye verirken
bugün ‘referansı tartışılmaz ayetlerin’ şu kopyala-yapıştırlı papağancılığını,
‘elçileri aynen yine şair deyip küçümseyen’ günümüz müşriklerine vermiştir
Maziye bakın, bu hiç rastlantı değil

Mevlana dedi ki:
[Mademki insansın…
Mademki duyuyor, düşünüyor, seziyorsun
Büyük hakikati bulmak için gönlünü ve idrakini yoracaksın
Duyduklarını ve bulduklarını söyleyeceksin
(Ruhunun vasıl olduğu sırları) sen söyleyemezsen (Kİ SÖYLEYEMEZSİN)
(Ruhunun vasıl olduğu sırları) şiirlere, sazlara, semalara söyleteceksin
Tüm bunları bile (söyleyemez olup) daha da söylenmeyecek derinlikteki
büyük sırlara erdiğin zaman.. işte o zaman susacaksın!]

Bu yazılar bir suskunluğun çığlığıdır
Hem umumda anlatmanın, hem avama hiçbir bilgi vermeden
ama ilgililerine tüyolar vermenin tahdidinde bir suskunluğun…
Sen bu suskunluğun sözlerine her tarihte ŞİİR dedin
Amma! Ne gerçeğe inanmak rastlantı, ne sahteye inanmak masum değildir

 

 

Müzikte her sese göre (başka-ayrı) bir nota kullanılmıyor

 

7 nota adı ve sesi, aralıkların ortaya çıkardığı ifadeyi bize duyurmaya yetiyor
Bu 7 nota, müzik defilesinde öyle kostümler giyiniyorlar ki
her biri adeta birbirinden başkaymışçasına sesler meydana getiriyorlar
Müzikteki sanat ve onun amacı değişmiyor
Denklem olan -edebiyatta ifade kurma tekniği bundan başka bir şey değildir

Çenede ‘Kuran’ diye, diye yaşadıkları şu çapsız ömürlerinde,
şu KISSA Kİ her zaman yaşanmaya devam edecektir:
Hicret günlerinde (dönüp müşriklere) ne demişti Habeş Kralı dost Necaşi:
‘Tek bir özden bunca cümle eser çıkarken
sizin yüzlerce tanrılarınızdan bir cümle çıkmıyor?’

Siz kandırılmış gerçeklerinizde elbette uzun vade yaşamayacaksınız

Eyy dost! Sen bir gizli SANATÇIYDIN
Bilinmekliğini murad ettim, Google’da bir sayfa açtım

Anlayıp da işine gelmez ‘Ayar Verici Tiplere’ toplu cevaplar
başlığında yazı devam ediyor
 
/Okyanusta Şadırvan. 2016

_______________________________________________________

İlgili Yazılar
 
NECE? Bir İnsanı Tanımak İsterseniz Gündelik Dilden Konuşmasını Ölçü Alın
       NECE? (2) Kuran Diliyle Anlatmak Kadar Saçma Bir Teşebbüs
       NECE? (3) FELSEFECİ gibi’ Diyor!? Sanki Büyücü!
       Niçin Bir Şablona Sararız Ki Yalın Bir İfadeyi?
      
ANLAYIŞI KIT Olan, Sözü Alfabede Arar
       
ANLAYIŞI YASAKLI Kimseler ‘Sembollere Takılı’ Yaşar
 
KANIT?.. HANGİ KANIT?! Ne Kanıtı?
KANIT… Ne Kanıtı?
METOT NEDİR? Niçin Her Devir İçin Değişir? (ÖZET YAZI)
İNSİCAM (2) Senin Sana İrşatın, Sana Hidayet Olur! (Özet Yazı)
MEZHEP Nedir? Mezhep ve Anlayış İlişkisi
 
KAVRAMLANDIRMA Nedir Peki? (Anlamakta HIZ, Kavramlandırmadır)
Kavramları KENDİSİNE ait olmayan kimse, DÜŞÜNCEYE mağlup olur
 
AKIL Nedir?
        MANTIK Nasıl Çalışır Ve Zihin Kendisini Niçin Göstermez?
        ZİHİN İŞGALİNE ‘DUR!’ De
              
ZİHİN İşgalinden KURTULMAK
              ZİHNİYET mi? ŞAHSİYET mi? İşte ‘açık ara’ Ayrıntılar
        BİLİNÇALTI Nedir?
        Düşünce ile DÜŞÜNMEK Arasındaki Fark (1)
              Düşünce ile DÜŞÜNMEK Arasındaki Fark (2)
              Düşünce Başka Şey, DÜŞÜNMEK Başka Şey… (3)
              1- Düşüncenin Pankartları
              2- Düşünceler Zihin Alanımıza Düşerler. ‘Düşünmemiz’ Bunları Karşılar
              3- Düşünce bir yerlere zaten disiplinsizce gidiyor. Görevi istekler taşımak!
       FİKİR Nedir? Fikirle İdeoloji Arasındaki Fark! 
              FİKİR Nedir? (2)
       RUH Nedir? Niçin Ruhundan Haberin YOK?
       KAFAM KARIŞIYOR!
       KÖTÜLÜĞÜ “PAYLAŞMA!”
       Aradığın Şey Kesinlikle Gösterilmiştir
       ANLAMAMAK Diye Bir Şey Niçin Yok? Şunun İçin Yok:
              Demek ŞAİR, Demek FELSEFİK! Peki, Kim Bu?
              Anlayıp da işine gelmez ‘Ayar Verici Tiplere’ toplu cevaplar

Kelimelerde ayrıntı için Şadırvan Kavramlar Sözlüğü

İçindekiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir