AYAKKABI KUTULARINDA Ne Vardı?
Erdoğan Üzerinden Neyi Yazdık?

Bütün gaye gerçeği öğrenmek,
yıkıcıların kendi kozlarını nasıl yürüttüğünü öğrenmek olsaydı
(o kişi) şu makalemizi kendine 1 yıllık ders konusu yapardı
Millî meselesine saldıran ‘birleşik dünya beynelmilelcileriyle’ iş tutmazdı
21 Aralık 2013 tarihli bu yazımız, hemen aynı tarihte neşredilmişti
Buraya kısaltarak aldık. Aynı hafta 7 yazı daha yayınlanmıştı
Diğer 7 yazıyı burada daha sonra  yayınlayacaz

Çok nadir de olsa bazı siyasi meseleleri açıklamamızın sebebi

Bu yazılar ‘Ayakkabı Kutusu’ üzerinden yürütülen işgalin PAN ZEHRİDİR

 

Piyasa müdafaasının çok ötesinde çıplak cevap, bu yazıda verilmiştir
O günkü servisler, bu yazımızı paylaşmaktan korktular
Gerçek cevaptan korkup kaçmak da neyin nesi?
Görelim bakalım şimdi kimler kaçıyor?
Şadırvan, tüm çağa cevap vereli 20 yıl geçti
Gerçeğini (öz-doğrularından yola çıkarak) değiştirmek isteyen var mı?
Burasına bakmak lazım meselenin
Yoksa, gerçekler bizden gizli değil.. biz gerçeklerden saklananlarız

• Hiç duymadığınız şu EN GERÇEĞİ bu yazıyla öğrenmiş olacaksınız
O tarihteki bu yazımızı hatırlayanlar olacaktır
Düşünce-düşünmek farkı, mantıkta heves çekimleri, zihin işgali, şuur, idrak
yamalı akıl, şartlı çıkarım, körlük, hainle işbirlikçilik, zulmün ekmeğine yağ…
Bakalım ki öğrendik mi kitabı okumaya başlayalı beri? İşte test:


1- Bağımsızlık Hedefleyen İktidarlar,
Çağın ‘Sermaye Krallığıyla’ Çarpışmayı Göze Alırlar

 
 

Demokrasi-Kuvvetler Ayrımı Mavalı, Mason hareketin hukuk dayatmasıdır

 

Hakikatin ne olduğu bilinmeyen bir çağda insanoğlunda YANILGI,
algılara yamanmış parazit düşüncenin, DÜŞÜNMEK kılığına girmiş olmasıdır

Devletler hakkında konuşulan şey, demokratik olup olmadıkları değil,
gerçekte o hükümetin ‘yıkılıp-yıkılmayacağı’ üzerine bahis başlatmaktır!

Yıkılışı istenen hükümetin demokratik olup olmadığını izlemekteki maksat
ithamına meşruiyetler sıvayıp aslen yıkma gerekçesine bahane katmaktır

Yani bir hükümetin ‘demokratik olup-olmama USULÜ’ problem değil,
aslen onun ‘yıkılıp-yıkılmayacağı üzerine ESASIN’ hazırlanmasıdır!

Böylece hükümete yöneltilecek sözel eleştiriyi, bir EL, ‘maşasına’ verir
MAŞA AVAM da (bununla) tehdit taşeronluğu yapar

Sözüm ona demokrasi var mı-yok mu tespitini, halk’a vazife veren dış-EL,
suçlamada celseyi, ‘sürüleri konuya dahil etmek’ için maksadınca başlatır

Sonuçta devletler diplomasisinde (devletler arası ikazda) bir egemenin
diğer devlet hakkında duyduğu ilgi, onun ‘hukuk devlet’ olup olmadığı değil
maksat bir erkin yıkılıp-yıkılmayacağı üzerine tehditi bu ithamla başlatmaktır
Celseyi, zihinlere yamadığı kodla açıp darbesini kukla avam eliyle ısıtmaktır
Devletlerarası ikazda –ilgi, odak, o peyk devletin laiklik karnesi değil
maksat bir erkin yıkılıp-yıkılmayacağı planları üzerine kuklaları kulislemektir

 

Yani devletin şöyle böyle olup olmadığındaki uyarı, onu yıkmak tasarımıdır

 

‘Hukuk Devlet’ten kasıt, Kuvvetler Ayrılığı prensibidir. Oto-denetim kılıfında
kuvvetler didişmesiyle ‘hedeflerin budanması! Amaçlanışın zayıflatılmasıdır
Kuvvetler Ayrılığı, milli iradelerin (ola ki) ‘kendine geliş siyasasına’ takozdur
‘Hukuk Devlet olacaksın!’ uyarısından kasıt, ‘seni yıkarım!’ tehditidir
Bu ifadelerin geniş açıklamaları için…

Onyediseksendokuz Fransa Darbesi’nden sonra kurdurulan tüm devletler,
ısrarla bu mengene batağında tutulur. Kuklalarına bu ‘kabul şartı’ hatırlatılır

Oysaki ne olmalıdır? Hür ve hedefçi bir münazarada
devlet yapısının ‘kuvvetler denetimiyle hukuk devlet olup-olmadığı’ değil
aslen AMACI konuşulması ESAS olmalıdır! Doğrusu-yanlışı-hamlesi-niyeti vs.

Bu uydurma idol, bu istilacı akım, beynelmilele bağlı Müstekbir ÇağKişotlar,
kendisine rakip gördüğü devletlere hamlesini bu fake ölçülerle ilişkilendirir,
çirkin emelini saklar! Sürüler, bu sakızı çiğner: “cak-cuk, hukuk devlet!”
Koyun sakızı ÇIBAN armağanı!
Bu çıbanla çükülen apse beyin, kendisini neyin çüktüğünü bilmez
İltihaplara gebe…

Oysaki hür ve hedefçi bir münazarada
devlet yapısının ‘kuvvetler denetimiyle hukuk devlet olup-olmadığı’ değil
aslen ‘bağımsızlığı ve AMACI’ konuşulması ESAStır

Bu kombinasyonun, sistematik bir eleştiri furyası olduğunu anlarsınız ki
(yıkıcının,) devletinizi bir şeylerle(?) ilişkilendirme çalışmaları,
kuklacının, kuklalarını konuya dahil etmek için pompalattığı bir algıymış!

• İktidarların birinci sorumluluğu YIKILMAMAKTIR
Karşı gücün birinci vazifesi, bunu yıkmak!.. Meselenin özü bundan ibaret

 

Peki İsyanist Krallığın ‘Kuvvetler Ayrımı’ hukuk ilkesi var mı?

Var(!)

Mason meclisleri, kuvvetler ayrımı yerine tahakkuk etmiş bir Şeyhül İsyandır
Masonizm, ‘Şeyhül İSYAN’ olarak
İsyanizmin Kuvvetler ayrılığındaki ‘Şeyhül HUKUK Kuvveti’dir
Yani öyle ki İsyanizmde ‘Kuvvetler Ayrımı’ diye bir densizlik yok!

İşte bu Şeyhül İSYAN’ın fetvasına göre bendeniz devlet,
‘Çağdaş Demokratik Laik Hukuk’ kararnamesine imza atmadan
‘devlet sayılmadığım’ için ‘Küresel İktisatın’ işleyiş modeline de
‘evet’ demek zorunda bırakılmışım yıllarca
Yola bakın ki yolsuzluğun ta kendisi!
Peki, bu yol nereye çıktı?


2- Demokrasi,

 

İsyanist Krallığın ‘kah idare kurma kah yıkma kontrolünü’ elde tutma aletidir
Demokrasi Mavalı avamı bağlar, kralları değil (Demokrasi yazıları için tık…)

Avam, ‘kendi dışarısında bir varlığa’ inanırken ‘kendine inanana’ kral denir
Sadece güdülmeye alışmış güdükler demokrattır! Tepe yönetici hep kraldır

Muhtar bilir, her delege bilir, demokrasinin sadece bir kelime olduğunu…
Doğada bir tek demokrasi ilişkisi göster, seni alnından öpelim!
Niçin doğayı reddediyorsun? Doğayı reddeden, senin aslını reddeden İsyan!

Zokası “hürriyet-eşitlik-kardeşlik” sloganlı İSYANİST KRALİYETİN,
demokrasiye inandırdığı köleler toplumunda “algı hengamesi…”


3- Kapıştığınız İsyanist Krallığın demokrasisi yok!
Yöneticilerini avam seçmiyor!

 

Yazının burasına kadar yıkılmadan gelebildiysek
buradan sonraki satırlar tam bir deprem! İşgal zihinliler için ÜRKÜNÇ!..
Bu yazı, Ayakkabı Kutusu üzerinden yürütülen işgalin PAN ZEHRİDİR
Hangi Yolsuzluk? Kesinlikle PÜR dikkat okuyalım!

Hırsızlık yok!
Var sayılan hırsızlık, çağın bankacılık mevzuatına, kanıksatılmış Fake Hukuka,
yani işgal zihinlere YAMADIKLARI kendi ÖLÇÜLERİNE Muhalif Olmak…
Doğrusu, İsyanizmin misinaya taktığı kurallar üzerinden bizi zokalamasına
radar dışı kalmak amaçlı ‘kayıt dışı yapılması zorunlu’ meşru bir hareket! Hak

Çünkü:
Kapıştığınız İsyanist Krallığın demokrasisi yok! Yöneticilerini avam seçmiyor!
Kim olduklarını, gündelik davranışlarını -fotolarına baksak da- tanımıyoruz
Zaten paranın sahibidirler. ‘Kasaları Yanları Başında Olan Krallar’ bunlardır
Dünyayı bunlar idare eder. Parlamenter meclisleri yok!
Hukuklarında ‘Kuvvetler Ayrımı’ diye bir maval yok!

Biliriz ki hakiki yönetim krallıktır, monarşidir! Net ve güçlü bir krallıkla
(ki olması gereken yapılanma budur) tüm dünyayı idare ederler

Bu krallıklarına rakip görülen (her lider ve millet iradesinin) temsilcilerine
diktatör dedirtirler! Demokrasi sadece bize giydirilmiş bir kafes!
Doğalda böyle bir yönetim yok!
Tüm hukuk, bilim, bankacılık mevzuatı, bu sistem dışına çıkılmaması için
‘dünya devletlerinin boynuna vurulmuş’ boyunduruk mevzuat!

İşte anla ki rüşvet algısıyla ısıtılıp sorgulama yörüngemize provokasyon
olarak oturtulan şu 17 Aralık banknotları, aslında yasal paranın ta kendidir!

Demokrat kafeslerdeki tüm siyasi erkler, kadrolar, başkanlar
böylesi bir İsyanist Krallıkla mücadele ettikleri için
avam kafa, [bu varyasyonları hiç kavrayamadığı gibi ‘hukuk dışıdır’ şeklinde
(ki hangi hukuk?) işşu yasal para savaşına] RÜŞVET diyor!
Ama biz böyle düşünenlere AVAM kafa diyoruz!


4- Kralla Savaşan Bir Liderin, Gizli Kasa Ve Gelirleri Olmak Zorunda!

 

Dava sahibi devlet adamları, gizli kasaları ve stratejileri olmadan
İsyanizmle baş edemezler. Devlet Nedir? Önce buradan başlamalıyız
Kralın ya da adayın, bu paranın ‘tüm trafiğinden’ haberi varsa o zaman
bu, rüşvete delil değil, gizlice olması da o şeyin hırsızlık olması demek olmaz!
Çünkü kralla savaşan bir liderin, gizli kasa ve gelirleri olmak zorunda!
Bizler, bu doğal hakkı kabullenemediğimiz için sahneye akılla bakamıyoruz
Aklımızı, pompalanmış algılara kelepçeletiyoruz

Krallık ve taht, LİDERİN bir yönetim ihtiyaç şartıdır
Çağımız zulüm krallığına ‘Zübük Demokrat Memurluğu’ yapanların değil
Krallık yani monarşi, kendini tek kudrete teslim etmiş ariflerin dergahıdır
Hangi birimizin sözleri yüzlerce yıl geçerli olacak, görecez


Erk, Önce Kendi Tahtını Korumakla Vatan Müdafaasındadır

Kestirme söyle diyorlar. Söylemeye söylenir de sözü kaldırmaya hazır mıyız?
Kaldırmanın kestirmesi (hani) olmaz da!

Dünya yansa-yıkılsa.. şehit haberleri nasıl gelirse gelsin
kralın (her zaman birinci ehemmiyette) üzerinde durduğu, tacıdır, tahtıdır
Erk, önce kendi tahtını korumakla vatan müdafaasındadır (genel geçerdir)

Olması gereken de budur. İtirazı olan, tarihi sorgulasın. Hakikati sorgulasın!
Çünkü erki dıştan sıkıştırmak için sahaya sürülen her türden sıkıntılı olaylar,
İŞTE BU TAHTLAR İÇİN!

Çünkü sistemle savaş tutan liderler, resmi-reel olarak bir kral olmasalar bile
kendi ‘devlet-i krallığının’ yolundaki taşları ortadan kaldırmaya güdümlüdür
Bütün dava bu! Mesele, bu favori çağın ‘çirkin kralını’ tanımamak!..
Panikleyen Çirkin Kral tarafından baktığımızda da:
Para ve iktidarın (alternatif bir paktta) tasarruf edilişini hazmedememek!
Niçin anlayamıyoruz?

• Bu boyundurukta
safsata demokrasili, safsata hukuklu köle devletin, mevzuatlar koltuğundan
çağın Müesses Krallığına yumruk sallayamazsınız
Jandarmasıyla, zihin işgalli propagandasıyla hukuklaştırılmış hükümlerine
uyulmadığı andan itibaren (vatanın hakkı bile olsa)
her hak ticaretin, meşru karın yolsuzluk sayıldığı mevzuatlar kıskacından
İsyanist diktatörlüğe yumruk sallayamazsınız, güçlenemezsiniz

Krallığın taşlarından yararlanmadan Çirkin Kralla baş edemeyeceğinize göre
kendi kral/ krallığınız namına düşünüp-yaslanarak hareket etmeniz şart olur
Lafın tamamı deliye söylenir. Yazıdan artakalan manaları da siz çıkarın!

 

5- Devlet, ŞAHSA MÜNHASIRdır! En büyük ‘Şahıs Kuruluşu’dur

 

İnsan’ın içindeki devlet ne ise (onun) dışarıda yönettiği de odur
Devletler, ilk kuruluşlarında krallar tarafından kurulurlar
Bir kişi çıkar, devleti kurar. Hakimiyet, kayıtsız-şartsız devleti kuran kralındır
Bunun dışında hiçbir devlet yoktur, ne olmuştur ne de olacak!
Devletini kendisi kuran kral, kurallarını koyar, kurallarını koyana kral denir
Kuralları yıkana da kral denir. Kurallar halkın oyuyla konmaz da yıkılmaz da
Hakikati bilmeyenler için devlet, ‘vitrinlerde konu mankeni bir albenidir’
(Bu konu hakkında yeterli açıklama için: Devlet Şahsa Münhasırdır)

İsyanist Krallık, kendi sistemine çomak sokan bir müstakbel imparatorluğun
önünü kesmek için karşı hamleye ‘diktatör’ der-dedirtir
O halde ‘Kimdir Diktatör’ değil! Hangi Kral? Seç!

 

Devletin Sahibi Kral, Toplumun Verdiği Maaşla Devleti İdare Etmez

 

Gerçek Devlet, ŞAHSA MÜNHASIRDIR! En büyük Şahıs Kuruluşudur
Tüm devletin kasası onundur. Sana da ne kadar tayin ederse o senindir
Gerisini, dilediği stratejik yer ve ölçülerde kullanır. Günün bankacılık tekeli
ve zihinlere ekilmiş -şu ‘maaşla devlet yönetmek ölçüsü’ sürüleri bağlar,
hakikati bağlamaz. Bak bakalım İnsanlığı yıkmak isteyen İsyanist krallığa!
Kasası-kesesi nerede? Hangi banka kutularında? Hiç soran var mı?
Bu çirkin kralla çarpışmayı göze alan kral, hasmıyla aynı imkanla savaşır!?
Elini cebine atar atmaz satın alınacak gazeteye de ulaşır, televizyoncuya da
Kendini ‘ele satmakta borsa yapmış gazeteciyi’ satın alamayan namahirdir
Alamayan alık… Bir para niçin? Bazısı hayvan için, bazısı İnsan için!
Çocuklarına verdiğin hediye niçin?!


Krallık kitleye hürlüktür. Kralın maaşını milletin tayin edip vermesi gülünçtür

 

Hiçbir devlet -sanki para milletten geliyormuş gibi bir maaşla yönetilemez
Devlet başkanlarına bu maaşı kim veriyorsa devlet onundur demek olur
Bu saçma durum sanki başkasının devletini ‘bir aylıkçı olarak’ idare etmek
demek olur. Sanki başkasının toprağını ‘maaş karşılığında’ yönetmek..!
Bilinç, durumun böyle bir saçmalık olduğunu kavrar ama zihin inat eder

Komünistlerin, ‘benim’ diyemediğinden ‘bizim’i gerçekleştiremediklerini bil!
Bir toprağı ya da milleti savunmak için onun sahibi olmak şarttır
Tüm vatandaşlar senin akrabandır, kardeşindir
Bu toprakların tümü akrabalarının toprağıdır. Memleketin tüm parası senin!
Memleketine getireceğin hürriyet, güven ve huzur,
kendi ailene sunduklarının aynısıdır. Çünkü benimsemeden bizimseyemeyiz

Milyon km. çaplı (dahi olsa) toprağının en ucundaki bir karışlık yere uzanmış
bir hainlik, senin evinin 50 metre uzağındaki bahçe toprağın gibidir

Kendi maaşını kendi tayin edip bu akrabalığı yöneten, kraldır
Bu sorumluluğun ‘hissî görkemini’ hiçbir demokrat kafa algılayamaz
Demokrasilerde yönetim aşıklıları, sadece kendi kişisel ve dar çerçevede
(kendi) çizdiği metrekareye ‘çıkar temin etmek’ derdiyle koltuk ister
Gerçek kral adayı, bu sorumluluğu almakta kişisel heves taşımaz

 

‘VERİLEN bir maaşla’ devlet yönetmek ölçüsü ve anlayışı,
sadece İsyanizmin atadığı demokrasi memurlarını ve onun sürülerini bağlar

 

Kral ülke topraklarında yapılan her ticaretten karını alır
Çünkü devletin sahibi kral, sistemin verdiği maaşla devleti idare etmez
Kendisine takdim edilmiş bir maaşla devlet idare edenlerin yönettiği devlet, ‘işbu yöneticinin kendi devleti değildir’ gerçeğini taşır!
Toplum tarafından bordrolanan politikacıdan LİDER olmadığı gibi
‘Politikacıdan İnsan-ı Kamil olmaz… / A. Duru’
Böyle biri, ÜLKEYİ nasıl sahiplenebilir? Yanlış sahiplenir! İşte ortada!
Babasından Kalma Mal gibi görür, MÜLK gibi göremez, Kürsi olarak bakmaz

Oysaki
Ülkenin tüm kasası gerçek kralındır! Buradan sadece minik bir maaş alır,
gerisini dilediği gibi tasarruf eder. (Dikkat edin, maaşını kendi tayin eder,
kendi alır, millet ona vermez! Bu, yöneticiliğe aykırıdır)
Her demokratik erkin politik lideri, kendini gerçek kralın yerinde görerek
kralların imkanından yararlanır da ‘bir kral sorumluluğunu’ üstlenmez ama!
Sebep mi? Düzenin ‘sandık erkinden’ çıkan adamda asalet olmaz da ondan!
Buradaki nüans, fikrin bütünlüğü içinde kavranabilir…
İnsan doğası, onun yaratılış amacı ve öz yapısının dışa yansıması olan
‘mutlak yasalara bağı ve mesuliyeti’ kavranmadan bu konu irdelenemez
İsyanist Krallık, 1789 darbesiyle asil kralları tahttan indirip kendi çıkmıştır
Koca koca sülaleleri sevk ve idare eden gene tek şahıstır ya!


İşte Devlet, Bu Yüzden Şahsa Münhasırdır!
Fransız Köylülerine Mi Münhasır Yoksa?!!

 

Ancak kendi siyasetini ‘İKTİDAR yapabilmiş hükümete’ DEVLET deriz
Kendisini Siyonizmin siyaset mevzuatıyla hükümete taşıtmış iktidarlara ise
sadece siyasi parti deriz

Dünyada yönetimler, Fikir Disiplinlerinin siyaseti belirlediği dönemlerde
insanlığa medeniyetler, hürriyetler tesis edebilmiştir
Fikre itibar etmeden siyaseti esas gören erk dönemlerinde ise
insanlık, bu kendi medeniyetini çöküşlere götürmüştür
Tarihte bunun aksini kimse gösteremez

Tüm alem sadece tek bir şahsiyetin emri tasarrufuna ikram edilmiştir
İnsan, kendisine verilen bu ikramı bütün aleme kanıtlayacak!
Kim var ki bunu anlamayacak? Kim..? Kabul etmeyen kim?
İdeal ölçüler, zamanla oturur ya da zamanla sapar, aldandığımız şey budur!
Gerçekte krallığın tahakkuku bir süreç iken ‘armutun sapı-çöpü’ gibi şeyler,
(tıpkı senin de hedefinde takıntılar yaşaman misali) sende gerçek niyet ve
varılacak noktanı değiştirmez. Çünkü düşman, seninle dans eder!
Bu dans, bir tökezletme folklörüdür. Taraflar sadece iki taraf halde savaşır
Sadece İki Taraf Var: “İsyan Kraliyet… İnsan Kraliyet” 3’üncüsü YOK!

 

Karar Vermek Nasıldır, Neremizden Geliyor?

 

Vicdan, bir akıl şubesidir. Ve aklın hiçbir şubesi, ‘karar sorumlusu’ değildir
Vicdan, akıl, fikir, gönül-zeka-mantık vs. bunların görevi karar almak değildir
Bu nedenle vicdandan bir uyarı da olsa sonuçta bir karar ortaya çıkmaz
Karar alış öncesi gel-gitler, vicdanı örtmeler, bi öyle-bi şöyle’ler yaşanır

Karar, aklın en temel faaliyeti
Akılda bir KARAR MERKEZİ bulunur ki bu merkez,
DÜŞÜNMEK ile DÜŞÜNCENİN ayırt edilmesiyle faaliyete geçer
Bu faaliyete geçmemişse tercihlerle yaşıyoruz demektir
Yanlıştan ‘yılmış-yorulmuş’ olmadan, karar merkezimiz faaliyete geçmiyor
Sadece KARARLAR uygulanır. Tercihler ise kendilerini uygulatır
Tercihler, önüne başkalarının sürdüğü şartlara bağlı çözüm listesi
Kararsa şartlara rağmen ‘şartları değiştirmeye yönelik’ kendi çözümün!
Tercihler, bilginin işimize gelen yüzü.. KARAR idrakin eseridir
Bu bahsin devamı için: Karar Vermek Nasıldır, Neremizden Geliyor?


Doğal olan-olmayan esasları, çok net anlattığımıza eminiz

 

Bunların her biri bir disiplindir. Metot ‘ehemi-mühimi’ düzenler
Hadiselerde tarafımızı bu önceliğe göre ortaya kor, bu kararla davranırız
Tarafların ‘siyasi-maddi kostümünde’ (ola ki mevcut) kişisel zafiyetler,
‘taraflar-arası’ temel kararımızı değiştirmez. Çünkü bak kendine de gör!
‘Doğru kararlarını! sen de zaafların eşliğinde yürütmüyor musun?
E tamam işte!

Doğru, elbette mükemmeldir
Doğruya ulaşacak hadiseler zincirine de ‘kusursuzluk şartı’ koşma ama!
Aşamalar, sistemin bütünüyle aşikar savaşamaz! Kabaca ilk yüzüyle bile…
Makul, ‘şartlanmış akıldan’ güzellik karnesi alamaz! Ölçü-değer yitmişse…

Trafik anında ve akışta SENCE MÜKEMMELLİK arama
Kızıp kınadıklarında belki mükemmel duruşlar vardır da görmezsin
Bir avam olursun da şartların akışında “EHEMMİ, MÜHÜMMÜ” bilmezsin

 

Sonra bakalım ki kınadığımız gerçek, hangi ‘ideolojik göz’ün tiranına direniş?

 

Kınamamız kimin algısıyla, kimlerin ölçüsü ve niçin? Ölçüler kimce, nece!?
‘Gizlenmiş KRALLAR SAVAŞINI’ sakın hatırından çıkarma! Temel esas bu

Bunu bu şekilde esas alarak düşünmez isek
yıkıcı egemenler, yapıcı öncülerin çağa uygun şu mücadele konjonktürünü,
sana (armutun sapı üzümün çöpü) şeklinde gösterip
seni amaç doğrundan vaz geçirir, kendi maksatlarının planına çeker-çalıştırır
Bir konjonktürel mücadeleyi, hayalindeki zaferlerle mukayeselendirip
seni, tâbi olduğun gerçek mücadeleden uzaklaştırırken bindiğin dalı kestirtir
Bu kanaati ‘işgal mantığın’ önüne kor! Hürriyetini ‘kendi elinle’ itmiş olursun
Burası çok mühim! Burada sağlam karar almak, doğruya meyletmek,
mutlaka (doğruyu-yanlışı ‘doğal olan-olmayan üzerine’ bina etmiş bir fikri)
kendimizde disiplin etmekle mümkün hale geliyor. İşin başı, AMACI bilmek!
‘Akıl üzerinden Gönle Ulaşmak Eğitimi’nde, bundan sağlam bir model yok

 

Dikkatle bakalım ‘KRALLIK BAHSİ’, tüm konulara çok yönde temas ediyor

 

Şayet dikkat edilirse (düşünce zinciri dediğimiz) blok iradelerin,
ancak bu şekilde DÜŞÜNMENİN emri tasarrufuna geçiş yolunu açıyor
Tekrar test edelim: Bu esas, bütünüyle doğru karar almalarımıza etki eder
Tabi ki doğruyu ısrarla arayanlara, alıp tatbik edecek olanlaradır sözümüz

Şu PARTÇI müşrik kafa: ‘Tamam ama, siyaseti ve dünya gerçeğini biz biliriz
sen şiir-fikir neyim yaz, siyaset yazma’ der. Diğer PARTÇI müşrik kafa ise:
sadece işine geldiği için siyasi yazını baş tacı eder fakat ‘dinin sapık’ der
‘Din konularını yazma, siyaset yaz’ der. Napcaz şimdi?

“Tamam fikir neyim yaz da.. ama siyasi sahada hükmetmeyi bize bırak da”
Bir de burasını kafana göre yorumluyorsun-ekliyorsun” mu?

Ben de diyorum ki “bize sipariş vereceğine alsın eline diviti,
batırsın beyninin suluboyasına, renkli renkli yazsın”
Ulaşsın NİRVANA’sına da göstersin bize selfisini hazretlerin…
Görelim muhteremin Tüm Saha İdrakini. Hayatı örgüsüyle düşünüp solumayı


Gerçekler (aklımıza yatmalı yönünde) sipariş verilemez

 

Hakikat, paket programdır. Şunun şurası kalsın denemez
İfadeyi cımbızlayarak bize dönüp: “burasını sen ilave ettin” yok!
Gerçeğin peşine, ‘aklımıza yatmalı’ şartıyla düşemeyiz
Hakikat bir paket program! Hoşumuza-Nahoşumuza göre sipariş edemeyiz
Hadiselerin izahı, kişiler üzerinden değil, fikirler üzerinden metoda tabidir
Bunun dışındaki ‘değerlendirmeler, görüşler’, yamaların mahsulü!
Yıkıcı her dalda yıkıcıdır. Yapıcı her sahada yapıcıdır
Metotları da böyledir. Tam saha markaj, tam saha ifade

Çağ ve İnsan hakkında Şadırvan’la öğrendiklerimiz bir antrenman olur
Gönül, gerçeği bilir de “kafa” basmak istemez
Havadis bilgi biriktiren, sadece işine geleni alır
Kafa, bu bilgiyle çalışıyorsa da Gönülden MARŞ etmeyen kafa, hep iteklenir
Yaptığımız antrenman, çıktığımız sahaya da maça da yeterli bilinirken
fakat formaları giyince maçı oynamak zor gelmiştir, anlıyoruz
Kendini devireceksin. Antrenman bunun için! Fikir bunun için!
Yazılarımızda anlatılan tipler bizlerken başkası mı zannediyorduk yoksa?
Kendini devireceksin. “BEN KALIP ‘SEN OLAYIM’ YOK!”
Gerçeği bilmenin, öğrenip-yaşamanın başka bir kapısı-usulü yok
Hakikat, paket programdır. Şunun şurası kalsın denemez
İşimize gelmeyen, fena sarsıcı gerçeklerdir. ‘Burasını sen ilave ettin’ yok

 

Sözlerimiz, Kainata Ters Düşen Zihni, (radar misali) evinde bulur. Gene Bulur

 

Pc. yi açsa da bulur açmasa da bulur! Elektriksiz ‘keşiş mağarasında’ yaşasa
yazılarımızdaki yüklem onu bulur da gene bulur
Yapıcı bünyeyi de bulur, yıkıcı bünyeyi de bulur. Onlar da bizi bulur!
Kimse kimseden ve hiç bir şeyden kaçamaz
Kendini arayandan başka kimse ‘doğru duymaz’ sözlerimizi

Kalbî yazılarımız hoşuna giderken siyasî değerlendirmelerimiz hoşuna gitmedi
Siyaset, kalpsiz-fikirsiz mi yapılıyor? Kalbe temas sözlerimize, çıt çıkmazken
ama kumdaki oyunlarının BAMına basılınca hangi kalple HOPLUYOR?

“Doğayla örgün hareket etmeyen sistemleri” esas alan mantıklarla
‘hürriyet ve DOĞRU’ konuşulamaz. İlim-Esas, şurada dursun!

DEVRİM siyasete binaen değildir, SİYASET FİKRE BİNAENDİR
Gerçeğin yumuşağı olmaz! Çöpe attığımız gerçeklerin dönüşü acı olur
Fikredişi veren edebi de verir. Sertliğimiz, anlamak isteyen anlamaza gül ola!


6- PEKİ, NASIL MÜCADELE EDİLİR?

 

Bir veli için biraz teferruatlıdır bu durum. Fakat (sen) siyasi bir hareket için
para ve tüm maddi imkanın ‘tek bir lider elinde toplanması gerektiğini ve
(bunun gizli bir tasarrufla ‘stratejisi gizli yürütülen’ kullanımlara)
derhal cevap verebilecek düzeyde KASALANMASINI
(her çağa has şu meşruiyeti) kavrayamıyorsan
o halde senin, İSYANIN bir AYAKABISI OLDUĞUN sana söylenir
Bu meşru blokeyi ‘haram’ kapsamına yetim malı’ düsturuna sokanlar,
kuru sıkı ilmihal atışlı bin yıllık ictihatlar üzerinden fetva kuluçkalayan,
çağda mağlubiyete çivilenmiş – metottan habersiz- işgal kafalardır

Elbette ki Fikir, ‘asıl’dan kopartılıp tali günahlarla korkutulmuşların ve
bu uyku içinde (aslen ön emri) yerine getirmekte ‘acze düşürülmüşlerin’
yamalı algılarına, zihinlerine PAN ZEHİRDİR

Amacından koparılmış yığınların hacmine bakılıp ortaya konuyor pis oyunlar
Yıkıcının etkisi-kuvveti, işgalin ne olduğunu kavrayamamış bu zihinlerin
henüz akledememiş olmalarına dayanıyor. Yoksa düşman tam bir balon

Çağdaş İsyanizim, senin yapamayacağın işin MEŞRU,
yapabildiğin işin GAYRİMEŞRU olduğunu toplumlara kanıksatan dindir
Sen ‘Bankacılık takibinden’ yasal kazancını kaçırırsın, bu gayri meşru olur
O, göstere-göstere Bankayı hamuduyla soyar götürür ve mutlaka meşrudur!

• İsyan İblis, artık dudaktan üfürmüyor!
Teknolojik Kompresörler üzerinden türbülanslar yaratıyor
Ve her komprador, ‘bu kompresöre bağlı nefesle’ hareket ediyor
Bu gerçekleri, düşman biliyor dost! bilmiyorsa dost DOST değildir


Bağımsız Vatanların, Krallığın, Sırra Ait Yatırımları Olur

 

• Dünyanın nakdini tek bir elden (dilediğince) şarjörleyip
(her an) seriye basılı tetikleyen İsyanist Krallık karşısında,
20-25 lira yöneticilik maaş hudutları içersinde savaşamazsın
Bütün Türkiye (ve ileride)
Türkiye’ye bağlı hareket edecek diğer devletlerin toplam nakit gücü dahi
bu İsyanist Krallığın kasasıyla mukayese bile edilemezken
25 lira özel tasarrufla hiçbir özel strateji yürütülemez, savaşılamaz

Bazı özel yatırım ve harcamaların miktarı
‘herkesçe bilindik ülke meblasından’ açıkça gerçekleşmesi halinde
sizin vatan adına hiçbir gizli stratejik sırrınız kalmaz. Sır olmaktan çıkar gider
Bağımsız vatanların, krallığın, sırra ait yatırımları olur. Hain partçılara,
müdürlere, hain STK vb.lere (adım başı) hesap verme şartları içinde ve
isyan bankacılığının boyunduruk mevzuatlarına zincirlenmiş esaret içinde,
‘bu krallığa karşı’ siper kazacak kazma bile satın alamazsın
Gizli savaş, gizli ödeneklerle yapılır
Resmiyette güya gizli ödenek gibi ama sadece ilanı gizli resmî kasadan değil
Daha da gizli! ‘Ayakkabı Kutuları Kasası’ örneğin
İşte ‘devlet yönetmenin’ sırrı-hüneri burada yatar. Tıpkı İsyanist Krallığın,
tüm dünyayı gizli şirket komitesince ‘iş adamı nevi’ çekip çevirmesi gibi…
Yatırım ve maksatlarını, ‘biz DÜŞMANLARINDAN GİZLİ YÜRÜTEREK’
planlarını güçlü tatbik edebilmesi gibi


İsyanist Krallık Bir Şirket!

 

Ama ne gariptir ki (sen ey) Türkiye Mevzuatı! Bir devletsin!!?
Dünyada -kendine has gizlilik içinde ‘dışa izahat vermeksizin’ hareket eden
bu birleşik dünya şirketiyle nasıl olur da ‘açık poker’ oynaman beklenir ki?
Kumarda ‘oyun manasına!’ pür dikkat bakmakla vazifeli şu işbirlikçi kriptolar,
sana ‘yetim malı türküsü’ çalmaz-çaldırmaz mı?
Günü vakti gelip bunlar açıkça söylenecektir elbet


7- Yani Bal Gibi MONTAJ DEĞİL! Ayakkabı Kutuları Bir Gerçek!

 

Süreç içersinde Müstakbel Türk imparatorluğunun gizli kasalarından birini
(sanki firavun bilmiyormuş gibi güya ona gammazlaman) bir bönlüktür
O tipte bir kutu, müstakbel Türk İmparatorluğunun gizli süreç hazinesidir!
Yani senin zil takıp oynayarak emperyalizme ‘güya’ gammazladığın kutu…

Sözüm ona Emperyalizme, onun küresel gücüne, zulmüne karşısın!
Fakat ‘bu küresel sermaye milletler meclisinin’ savaş açtığı devlet adamlarını
yargılamaya kalkışman, dış güçlerin zihnine ektiği ölçülere bağlı kalarak
‘bu mihrakların maksatları yolunda’ hareket etmekte olduğunu gösterir
Meseleleri ‘onun kendi kapitalizminin dayattığı’ yasalarla
bankacılık mevzuatıyla, onun çakma hukuk disiplinleriyle ele alman,
senin ‘ONUN KAPANINDA DÜŞÜNDÜĞÜNÜN’ delili olur

Şayet her kim, çağın sermaye krallığıyla çarpışmayı göze alıp başlatmış ise
harekete geçmişse, müstakbel imparatorluğu adına hamleyi başlatmışsa
gerçek sorumluluğun yolu budur

Bağımsızlık hedefleyen devletler ve gidişatı çeviren iktidarlar,
çağın ‘Sermaye Krallığıyla’ çarpışmayı göze alırlar

 

T. Erdoğan, siyasi ölçüde vazifesini bir vatansever olarak gerçekleştirmiştir*

 

Tüm Dünya Devletlerinin
TEK MERKEZ altında esaret yaşadığı şu İSYANİST çağda
şayet bir siyasi lider, ülkesini iç-dış savaş konumuna getirmiş ise
o lider siyasi ölçüde gerçek vatanseverdir, görevini yerine getirmiş demektir

Çünkü gerçek hainlik ve işbirlikçilik,
saksı kültürün itelediği (gerçekte olmayan) şu demokrasici hukuk esrarını
BARIŞ ÇUBUĞU gibi tüttüren..
KÖLELİĞİ, çakma bağımsızlık sloganlar eşliğinde KABULLENEN..
ve Cumhuriyet OperaSYONUNU, derisi kızarmadan
kıçta kına-çayda çıra operetleyen İŞBİRLİKÇİ primadonnalardır
Ciddi DEVRİMCİLİK ve Gerçeği öğrenmenin yolu,
gerçekleri kavramaya hazır olmakla açılır
Tıkalı beyinlerden ‘GÖNÜLDE GERÇEĞE’ ulaşım yoktur

Müstekbir Sistem,
(cüzdan ve kamera mavzerinden hasar alıp
deklanşöre kurban gitmiş işbirlikçiler eliyle) senin tekerine taş koyarken
senin elin armut mu toplayacak? Ortada bir ‘fikir tartışı’ yok ki açık olasın!
Ortada ‘doğru-yanlış nedir’ tartışması yok ki konuşup da utandırasın!
Adi utançlarından tehditlenmiş işbirlikçiyi, vatan düşmanlığıyla utandırıp
ikna edemezsin
Sadece utanç seviyesi ‘vatan hainliği’ klasında olan yüzler, fikirle durdurulur
Utanmazlara hizmet eden seviyesizlerin ise anlayacağı dil farklıdır
Bunlar, parayla satın alınmaktan anlar! Hizmet karşılıkları paradır, maddedir
Bunlara musluğu ya kısarsın ya açarsın. Sen kıstığında diğeri de açıyorsa
kısman da bir işe yaramaz. Kaşarlanmışa ‘doğrunun gereğini’ anlatamazsın
Küresel müstekbirin ana vanasına çomak sokan projeler yürüteceksin
Bunlar paradan da öte şeyler. Metotla gerçekleşir: Sevgi, Ahlak, İnanç…
Çağda disiplini anlayan, bunu başarır

——————-

Bu makale, az kişi tarafından okunsa da
o hafta 7 ek yazıyla emperyalist oyunun saldığı algının enerjisini kesmiştir
Zihin ortak sahadır. Bir kişi dahi bu ortak sahaya bilinçli girse buna kafi gelir
Kim bilir kaç insan güzel (olumlu) düşündü

/Okyanusta Şadırvan. 21 Aralık 2013

_______________________________________________________

(*) Bu Yazıların Maksatı Neydi?

 

 

 
 

ŞADIRVAN, ERDOĞAN KONULARINI Niçin Yazdı?

Aşağıdaki 2 NOT,  bu makalenin altına EK OLARAK Haziran 2018’de Eklenmiştir

 

1. NOT:

Uyarılar EN TEMELİYLE Olmuştu

 

O günlerde ve her zaman süreceği pek tabi mutlak şu içte birliksizliğin
(ve buna inşaa) dıştan saldırıların tüm gidişatını bozacak düzeydeki
bu tür Şadırvan yazıları, her türlü demokratik iktidarlara
’emperyalizme karşı’ gerçek iktidarlığın yolunu göstermiş olsa da
günümüz hükümeti,
isyanizmin en kolay mağlup ettiği siyasal islam belasını seçerek
gerçeğe arkasını dönmüştür. Buna, siyonizmle beraber hareket ediyor denir
Siyasal islam, her geçen gün küresel müstekbirlerin ekmeğine yağ çalmakta!

Devleti Fetö konusunda uyaranlar, peki bugün hangi hususlarda uyarmakta?
Tabi, kafalar yalnızca siyasete basarsa Fetö Uyarıcılığı borsa yapar
Peki, önümüzde sıra dağlar halinde bizi bekleyip adı Fetö olmayan sızmalar?!
Bunların her biri FETÖ değil midir?
Şadırvan, en temeliyle uyarmıştır. 6 bin syf. her yazı ana tehlikeyi işaret eder
‘İnsanım’ diyene!

 

Şeytan’ın 15 Temmuz’a kadar BAŞKA İSMİ yoktur mu sanıyorsun?


Ve bundan sonra da hep aynı ismi kullanacağını mı sanmaktasın?
Fetö’den başka karga tanımayan, kargadan başka kuş tanımayandan hallice

Spiritüalizm, Yaşam Koçlukları Bir Fetö Değil Midir?
Bunlara -cevapsız kalarak imkan veren çapsız DinAyet bir Fetö değil midir?
İlk mektepten doktorasına tüm eğitim kuruluşların bir Fetö değil midir?
Senin tahtı alınca adları Fetö oluyor, halkın imanını çalanların adı ne oluyor?
Milletin gönül tahtını haczetmiş müstekbir kapitalizmin adı niye Fetö değil?
Kapitalizmde din olmaz, bayrak olmaz, ezan-vatan olmaz, sanat-bilim olmaz
Sağlık olmaz. Bunlar, halka ‘var’ zannettirilir! Bunlar bir örtme değil mi?
Fetö’nün Samanyol tv.si samanlıktı da senin tv.ler arpalık mı? Bu ne iğdişlik?
Kahpelik senaryolu kepaze dizilerin tv.sine boyun eğen ‘rey sever bir iman?’
Gün gün artan özenti mafyacı tutumların, bir kültür haline gelişine seyircilik?
Bunlar Fetö ve en mikrop yuvaları değil mi? Adları ‘adalet ve kalkınma’ mı?
Bu fiyaskoların nedeni dinsizlik, İ. Hatipsizlik, ElifBaacılık değil, fikirsizliktir!

Biz ‘dinsizlikten’ batmadık. FİKİRSİZLİKTEN battık
Bizde bu din, fikirsizlikten çöktü! Hatimsizlikten değil, tebliğsizlikten değil
İmam Hatipsizlikten, ElifBasızlıktan, İlahiyat kürsüsüzlüğünden değil…
O halde tekrar yepyeni bir fikir-metotla inancımıza şahit olacağız


2. NOT:

Şadırvan, Siyasetle ‘PARTÇILIK Olarak’ İlgilenmez

 

Zahirde taraflılık gütmeyen, salt ‘bir ben vardır benden içerici’lik yapanların
manevi tempolarındaki tıkanmayı buna bağlı dayandırıp açıklar. Nasıl mı?
Maksatlı spiritüalizim, zahirde tarafsızmış gibidir, tarafsızmış gibi davranır
Ama en ileri siyaseti de bu spiritüalist ahtapotlara bağlı kollar güder-yönetir
Şadırvan bunlar için ‘batında mutlak olan taraflılığın zahirde gösterilmemesi,
yokmuş sayılması, planlı ve maksatlı bir çalışmadır’ der
Siyasete değinme nedeni buydu en başta. Sonraki sebep, erkin fikirsizliği idi

Çok nadir siyaset yazarken kararlarını ideolojilerin güdümünden almadı
Siyasi bir tercih ortaya koymadı. Krallığın her devirde olduğunu kanıtlarken
‘demokrasi’ diyerek doğada hiç var olmamış bu ve çeşitli sloganlarla
insanlığın bir hayale sürükletildiğini, zihinlerin böstüğünü söyledi-kanıtladı
Bu nedenle siyasi hareketleri konu mankeni yaparak batındaki esasların
‘arz dünyasında da hüküm sürmesinin’ hiç de yadsınamayacağını söyledi

T. Erdoğan’ın bu yıkıcılar sistemine çomak soktuğundan dolayı
(diktatör) olarak gösterilme sebeplerini,
egemenlerce maksatlı yapılan sosyal mühendisliğe bağlayarak anlattı
Fakat hükümet kadrosu ve başkanının dinden, fikirden bihaber olduğunu,
her ne kadar siyasi sahadaki dik duruşuyla bir olumlu vazife yapmış olsa da
fikirsizliği-metotsuzluğuyla yıkıcıların oyun ve faklarından buna rağmen
kurtulamayacağını hatta ekmeklerine yağ sürdüğünü hep hatırlattı-gösterdi


Böylece küresel yıkıcıyla bir savaşın fikirsiz olamayacağını,
Erdoğan’ın kendisinde de fikir olmadığını yazılarında defaatle net söyledi

 

Tek adamlık diye bir sorun olmadığını zira temel mutlakta ve halihazırda
dünya reelindeki mevcut uygulamanın bir gizli krallık olduğunu söylerken
bu esasları T. Erdoğan üzerinden anlatarak muhalifleri çok net cevapladı
Kuvvetler ayrımı saçması olsun, demokrasi saçması, laiklik saçması olsun,
bunların reelde hiçbir zaman olmadığını, doğru sistemlerin neler olduklarını,
bu siyasi hususları, ‘Erdoğan üzerinden örnek vererek’ anlattı
Erdoğan’ın doğru birisi olduğunu anlatmadı. Yani kısaca siyaset yazmadı
Siyasi sahadaki tespitlerini, FİKRE ne kadar vakıf olduğuna ibrazen yazdı

Şadırvan, Erdoğan olayına baştan önyargılı, ‘siyasal islam tipinde’ bakmadı
Metot bilmez ama ‘işin içinde öğrenir’ niyetiyle baktı. Zaman tanıdı
Fakat ortada görünen, çok bariz ‘siyasal islamdır’, İslam değildir, ideolojidir

Şadırvan’ın Erdoğan üzerinden örnekleyip anlattığı esaslar, geçerliğini korur
Sanat, Demokrasi-Cumhuriyet, Laiklik, Hukuk, Metot, Bilim makaleleri vs.
hatta Ayakkabı Kutuları İçinde Ne Vardı? makaleleri dahil…

Bu yazılar ‘doğruluğunu sonsuzun temel esasından alarak’ disiplini anlattılar
Her kim fikri bilmedi, siyasal islamı terk etmedi, bedbah olacaktır, bitecektir

 
/Okyanusta Şadırvan. 2018

Kelimelerde ayrıntı için Şadırvan Kavramlar Sözlüğü

İçindekiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir