HİÇLİK Olur mu?

 

Ne Hiçliği? Hiçlik De Neymiş?

Varlığı Bilmeyen Hiçliği Ne Bilsin!

 

Varlığı bilen, hiçlik iddia etmez, hiçliği referans yapmaz!
Varlıkta Öz’e şahit olup da hiçliğini kavrayıp bu HİÇ’liğin lafını eden ve
hiçliğini iddia etmeyi matah bir şey sanan kimse çene yapıyor, uyanamıyor
Sen varsın, VARlığını iddia edeceksin. Kanıtlayacağın şey bu!
Hiçlik sadece senin ‘sırrın karşısındaki’ duruşundur. Bunu bir sen bilirsin!
Dışarıya söylememen abesle iştigal olur

Soruyu sorarsak: Dünyanın hali n’olcak, nereye gidiyor bu insanlık? dersek
“İyiye gitmiyoruz, bundan ümidim yok” emareli cevap ehli, inançsızdır!
İşte bir çırpıda tongaya düştün!
Zihinler maalesef ‘insanda bu ümidi kurutmak için’ işgale uğratılmışlardı
Maksat buydu zaten! Sen de bu kendi sela’nı verdin ki ne verdin bir bilsen!

Para da kimde, iman da kimde bu derhal bilinir!
Cüzdan kokusuyla yetişmiş bir burun ehliyle
inancını yitirmek korkusuyla yetişmiş bir ümit ehli…
Biri paranın kimde olduğunu bilir, biri de imanın kimde olduğunu bilir!

Evet, birileri iman dedöktörüdür
Çeneciliği de bilir, var mı yok mu imanını da…

Hiçliğin lakırtısını, seyrü-süluk kahramanlığı addeden bir şuur, açık değildir
VARLIĞINI iddia edeceksin! Hiçlik iddia edilemez. Hiçin iddiası nasıl olsun?
İntihar etmeyi düşünmek sünnet, gerçekleştirmemek farz…
İntihar tercihimiz, Yaşamak KARARIMIZ olmuştur

İnsan YAŞATANI (yaşayarak) YAŞATMIŞ OLACAK!
Aksi taktirde Hiç olanın sözü de fiili de amacı da hiçtir!

 

 

“HİÇLİK” KONUSU (2)

Yazılı Kuran’da İhlas suresi olan sure, OKU‘lu Kuran’da SANAT SURESİdir

 

HİÇ’liği, sanki muteber bir payeymişçesine öğrenmişiz
Daha henüz ‘VAR’lığımızın ne olduğunu öğrenmeden

İnsan bir varlık! Amacı bunu kanıtlamak. Kanıtlamazsa asıl o zaman hiç!..
Kendi gölgesini, zannını her zaman teşhir edip kanıtlıyor da
aslına gelince mi hiç oluyor? Hiç olana ‘HİÇ!’ iner mi? Buna ‘hiç’ mi inmişti?
Hiç olana dava ve amaç verilir mi? Hiç olanın varlık aleminde işi ne?
Hiçlik kanıtlanamaz, yokluk kanıtlanamaz!
Yok olan bir şey, onu yok edeni bile nasıl kanıtlayacak ki!
Ölen ölüyor, yok oluyor! Kendisini yok edeni mi kanıtlamış oluyor?
Demek ki bunu dahi kanıtlamak VAR’lıkla mümkün!
Yaşarken mümkün ve demek ki emir YAŞAMAK, yaşarken YAŞATMAK!
YOK ve HİÇ olan bir şeyin kanıtı da kanıtlaması da yoktur. Kendi de ‘yok’tur
Kendi olmayan, ‘kendinde de hiç bir şey yok’ kabilindedir
Hiçlik tanımı yanlış anlaşılıyor!

İnsanoğlunun ASLI İNSAN, hiçliği insanoğlu… Bu hiçliği yırtıp
İNSAN olarak VAR olanı gösterip ASLINI yaşayıp kanıtlayacak!
Bunu kanıtlayarak ‘yaratılış amacına’ ulaşacak! OKU’nun emri-manası bu!

 

Tüyosu İhlas Suresi…
İhlas Suresindeki İşaretini, Kendinde Kanıtlayacak!

İnsan’ın aslı ‘İhlas Suresi’dir. İnsanda İnsanlık yürüyüşü bunun için…
Dinin tamamlanması olan ÖLÇÜ, bu işarettir. Din, bu üzere tamamlanmıştır
Aksi taktirde cahiliye devranında bir ‘nüfus müdürlüğüne’ kayıtlıyız!
Kaydı buradan silip İhlas Suresiyle ‘pasaport’ sahibi olmak, kendini bilmektir
Başka da din, başka da gerçek yok!
Başka da seni anlatan bir sure-i sanat yok! Sanat ‘İhlas Suresi’dir!
Sanat Suresi… Sanatçıya tabi ki!

 

İhlas Suresi, Muhtevaya En Mükemmel Cevap!


‘Sen bile hiç doğurulmadın, hiç doğurmadın anla ki nedir bu sen, aklet!*‘
der
‘Gövdeler doğurur, gövdeler doğurulur. Sen gövde değilsin, İhlastasın*‘ der

İnsan mıdır, insanoğlu mudur? Bu tartışma her ne ise? Ama şu ki:
Kendisini İhlas Suresiyle muhatap kılmış olanlar İNSAN’dır
Buradaki sanatı anlamamış kimlerse bunlar da insanoğludur

Papirüsten motamot çeviriyor: İnsan nankör müş?
Oku İNSAN’ı ‘Sanat Suresi’ olan İhlas bölümünden.. kimmiş nankör?
Nankör olan İnsan olabilir mi hiç? Kör olan İnsan mı? İnsanoğlu mu?
İnsanoğlu, surede bildirilen nimetlerine kör olduğu için nankör!

‘Nimetlerimi üzerinizde görmek istiyorum*’ Bu nimetler NEDİR?
‘Üzerimizdeki nimetlerini tamamla*’ Bilmek isteyen İhlas Suresinden öğrene!

 

Hayatı Kim Doğurdu?

 

Hayatı kim doğurdu ki İnsan’ı da o doğurmuş olsun!?
Ne nebiler, (haliyle) ne de İnsan, doğurmamıştır-doğurulmamıştır

İnsanın doğması, güneşin doğması gibidir
Doğmadan önce de vardır güneş!
Dünkü gecenin saatlerinde ararsan bulursun!
Güneşten önce de vardı İnsan…
“Şu Güneş yıldızı” ömründe ölümlü.. ancak İnsan, hayatında sonsuz…
Sonsuzu sonsuz yapan, onun İLKSİZLİĞİDİR. Hayat, ilksiz ve sonsuzdur
İnsan, İLKSİZ VE SONSUZUN HAYATIDIR! İnsan, görünmez! Soyuttur
Hayat, ömürler toplamıdır. Hayatın aşamalı kesitlerine ömür deriz
Ömürlerimiz sonsuz değil, hayatımız sonsuz
Ömürler doğururuz.. ama ömrümüzden!
Ve sadece bedenlerimiz doğurmaktadır bedenleri…
İnsan (ki nebi) beden değil…

Nebinin doğum gününü kutlayan (sadece) bir tarih dilimini kutsar ve
(bir ZAMANA tapmaktan başka yol yürümemiş bu mekansal kafasını) cilalar
Şayet insan doğurulmuş bir varlık olsaydı
bunu doğurma şerefi sadece yaratıcısına ait bir şeref olurdu!
Fakat dikkat et, YARATICISI diyoruz, DOĞURUCUSU DEĞİL!

Doğum günlerinin kutlanması, bedenlerin kutlanması manasına kapı açar!
İslam dahi doğmamıştır. Doğmamış bir şey, doğumu kutsamaz
Tıpkı İnsan gibi.. çünkü o da kutsamaz
İnsan, doğmamış.. YARATILMIŞTIR! Yaratılması da ‘halkedişle’ açıklanır
Halkedilişi demek, meydana çıkartılışı demektir. İnsan, doğurulmamıştır
Sadece ‘insanoğlu hali’ yani bedeni doğurulmuştur
Zaten o yapısına “İnsan” denmemekte
İnsan kolay kolay bilinemez, bulunamaz, soyut ve ölümsüz bir varlıktır

Bu nedenle Son Nebi, kendi ortamında ‘Doğum Günüm’ diyerek
bir toplantı ve kutlama yapmamıştır
Nebi adına da olsa bu kutlamayı yapan, GERÇEK İNSAN değildir
Hakikatinde Mümin değildir. Mümin İKİNCİ DOĞUMUNU bile kutlamaz

Bu kısmı şu çok ilginç sorguyla bitirelim:
Diyelim ki doğuranın, doğuruşunu kutlamadığı mümin bir ailede,
genç neslin kendi doğumunu kutlaması abestir
Ramazan Ay’ı yıl dönümleri, her yıl ’10 gün öncesiyle’ tekrardayken.. sen,
hangi değişmez ayın sekmez günüyle kendi doğum günü kutlangıcındasın?

‘Nimetlerimi üzerinizde görmek istiyorum*’ Bu nimetler NEDİR?
‘Üzerimizdeki nimetlerini tamamla*’ Bilmek isteyen İhlas Suresinden öğrene!

 

İnsan, Sadece Kendi İç Aleminde,
Alemi Kendisine Tahsis Eden Rabbı Karşısında Hiçtir

Hakk karşısında hiçtir, Halk karşısında değil
Halk karşısında hiçliğini değil, VARlığını kanıtlayacak!
Hakk karşısında duruşu tescillendiği an,
o insana “halk içinde ‘VARLIĞI’ iddia ve temsil yetkisi” verilir
Velhasılı mutlak gerçektir ki:
Kişi, Var olmak için “VARLIK huzurunda” HİÇ oluyor!
HİÇ OLMAK İÇİN var olmuyor

 

 


Kişi ‘ben hiçim’ diye gezer dolaşır, tesettür etmez de kendini reklam ederse

yüzüne okkalı boya sürmüş fahişenin dikkat çekmesi kadar cazibe ıkınmıştır
 
‘Ben hiçim’ diye bir esma mı olurmuş hiç? O zaman sende ne tecelli edecek?
Hiçliğe takılmış kişi, insanın amacını bilmez. Biri buna doğruyu söylediği an
cüz nefsi hemen hoplar. Bendeki hiçlik farklı der, işte maharetiyle övündü!
Hiç insan konuşur mu hiç? Hiç insan kimce muteberdir ki?
Hiçliğini bile kanıtlamak için var olması lazım kişinin ki kabul edile…
Hiç, ne zaman kabul edilmiş? Dost Muhammed varlık gösterdiği için
inkarcılar kendisini inkara kalkıştı. ‘Hiç kimse’, kimin pastasına dokunur ki?
Var olanın, varlığın etrafında birleşilir. Sadece Hakk karşısında her şey hiçtir
Halk karşısında bu sırrını konuşarak halk arasında primlendiğini,
bu tabela tevazuyla taşıdığı nefsi, gör ki ilan etmekle şova dönüştürdüğünü,
bunun süslenmek olduğunu anlayamayana bizden denecek başka söz yok!

Senin insanoğlu tarafın, korsan nefsin hiçtir. İnsan yanın (hiç) hiç olur mu?
Hiçlik adı altında korsan yanının varlık koşmasına devam et o zaman
Ama bunu hiç bir arif yemez! Allah yemez, O hiçlikle yaşatılamaz haberin ola
Sen kimi hangi esmasıyla yaşatıyorsan ancak o yönünle varsın
HİÇLİK DİYE BİR ESMA YOK! Söyler geçerim, tartışacak değilim
Ağza çalınmış bir parmak balla hiçlik süksesiyle nefsi azamlık yapmak da ne?
Hangi bir düz adam, doğru uyarıyı duymuş da kabul etmiş?!!
Doğruyu kendisinde kabul edebilenler, hep ince anlayışlı kimseler olmuştur
Gel şöyle yapalım: İnanç/iman, bir varlık iddiasıdır. Hiçlik, iddia edilemez
Hatta kanıtlanamaz! Bizden bu beklenmiyor! Hiç olan şey neyi kanıtlayabilir?
İnsan, kendinde varlığı kanıtlar. ‘Kime karşı hiçliği’ kendisini ilgilendirir
Unutma Dünyayı, allaha inananlar değil ‘kendine inananlar’ yönetti
Bu sünnetullah hiç değişmedi. Yapıcısında da bu, yıkıcısında da bu!
Varlığı kendinde iddia et ve cezan bitsin

 


Daha Da Ayrıntılarıyla Şu:

 

İnsan ‘hiçliğini öğrenmemeli, hiç olduğunu görmemeli, hiçlik de yoktur’
diyen bir ifademiz YOK. Böyle bir ifademiz olsaydı saçmalamış olurduk

 

Yazıyı yanlış anlamış isek ‘hangi varlıkta hiç olduk acaba?’ diye düşünelim
Yazıyı anlamayan, yanılan bir varlıkta mı hiç olduk da artık onun algısı,
onun kavrayışı, aklı-zekası mı var bizde diye kendimizi ölçmeyelim mi?
Yanılgı nereden geliyor, yazıyı yanlış anlayış neremizden geliyor,
kendimizi biliyorsak burada hatamız nerede,
itirazımız nereden geliyor diye kendimizi sorgulamayalım mı?

HİÇ OLDUĞUNU SÖYLEYEN
hatta bunu böyle kabullenmekle kendisinin bilge olduğunu düşünen kişi,
hiçlik iddiasının, varlık iddiasına galebe çalabildiğini göstermek için
HANGİ VARLIĞINI kullanıyor acaba?
Ki şu basit gerçeği göremiyor, kabullenmekte zorlanıyor?
Bir iddiayı yürütmek, aynı anda hiçliği iddia ederek yürütmek mümkün mü?

İfademizi ters bulanlar! Sözlerimize yanlış diyerek şu anda bir iddiadasınız!
Hiç olanın, hiçliğini iddia etmesine gerek kalır mı? Bunu gerekli görüyorsa
(bir iddia ve ispat karşısında) ortaya tam tersi bir iddia getiriyor,
getirme lüzumu duyuyorsa bu duyuyu hangi hiçliğini kullanarak
hangi hiçliğiyle ispat etmeye çalışıyor acaba?
Şu var olmayanın İTİRAZI, ‘bir hiç yazı’ya mıdır? Yoksa,
‘varlığın iddia, ispat edilmesi gerektiğini anlatan’ bir yazının varlığına mıdır?
Bir varlığa bir hiçlik cevap verebilir mi? VEREMEZ!
Veriyorsa kendi de bir varlık iddiasındadır! Ama ‘ben var değilim, hiçim’
diyerek geleneksel söylemin içi boşaltılmış basmakalıp ifadeleriyle
‘gene de varım’lık göstereyim’ diyorsa hiç benliği kabullenen bir hiç,
‘ÖZBENLİĞE karşı olmuş olarak’ neyi gerçekleştirebilir?
Gerçekleştirme isteği neresinden geliyor? Varlık, istekleriyle var olur
İsteklerle var olunur? İstekler varsa varlık vardır. İstekler iki yönden itiş alır
Hiç’in isteği olmamış, artık kalmamış olması lazım gelmeliyken,
isteklerini rabbın isteğine bağlamış olması gerekirken
diğer bir deyimle teslimiyet gerçekleştirmiş olarak ‘artık iddia ve değer’in,
rab adına gerçekleştirilmesi emri zarureti doğmuştur ki artık o insanda ölçü,
‘hiçlik’ terimi üzerinden değil, ‘VARlık’ kavramı üzerinden eda olur
Bu kadar açıklamayı anlamayacak,
bu net hakikati kabullenmekte zorlanacak bir sebep olmasa gerek

Çileği, kirazı, acıyı-tatlıyı tatmış ama bunlarda lezzet YOKtur diyen bir insan
olamayacağı gibi; Var’lığı tatmış, varlığı bilen insan da (artık bundan böyle)
HİÇ olamaz! ‘Keşke hiç olaydım’ dese bile varlığını ispatla mükelleftir artık!
Çileğin, kirazın kokusu-tadı yoktur ‘hiç yoktur’ diyebilir mi, diyemez
Şayet “benim sahibi vardır ama ‘ben hiç’im” derse aslen ne demiş olur:
‘Varlığı bilmiyorum, nerede olduğunu, onun amacını, insandaki muradını,
bu muradın ‘BİLİNMEKLİK ve AÇIĞA çıkmak’ olduğunu bilmiyorum,
öğrenmemişim ama lafını ediyorum’ demiş olur. Ağzından çıkanı duymuyor,
ve sözüyle bunu böyle demekte olduğunu da kendi OKUyamıyor demektir!

 

Hiçlik İki Çeşittir

1- Uyanmayanlar, ‘HİÇ BEN’ adlı nefis tipindedirler
Varlık iddia etseler de zaten hiçtirler

2- Yarım Uyananlar: Bu tip, uyanmanın getirdiği ilk giriş yollarındaki hiçliktir
(ki diğerleri zaten burayı tatmayan, varlıkla tanışmak şöyle dursun
varlık bilincine sahip değildirler, olamazlar da) Hiçlik biter varlık başlar

Artık kişi, ‘kendinin hiç olduğunu kabul ettiği o varlık huzurunda’
varlığın iddiasını her an taşımak zorunluğunu anlamış ve
bunu tatbik etmek için yaşayan bir iman sahibidir
Teslimiyet dereceleri buradan sonra başlar vs…
Sahip demek, senden hareket eden demektir
“Ben Allah’ın ahlakıyla ahlaklandım” demek, Allah gibi davranır,
Allah gibi değerlendirir, Allah gibi düşünür..
sana -Allah’ın senin üzerindeki niyetiyle niyet ederim” demektir
Artık ortamlarda “sahibim, sahibim” diye hatta sahibin dahi lafzı yapılmaz
Çünkü şart olan, laf ve reklam değil, O’nu kendinde göstermendir…
Sen, bu iddiayla VARSIN demektir

 

 

Bir okur: “Varım demek, tekliği inkar anlamına gelebilir” demiş!

Nereden bir ifade acaba bu?
Böyle itiraz eden kişi, şu yazımıza itirazıyla aslında ‘varım’ demiştir zaten

‘Spartaküs’ konulu yazımızı anlayıp da
(varsayalım ki o yazıyı okumamış kimse dahi olsa) bu yazıya itiraz edenin,
şu içinde bulunduğu çelişkiyi görüp buradan çıkması gerekir
Ancak Varlık iddia eden kişi, acziyet kabul etmez. İmkansızlık tanımaz
Bunu iddia eder! Gör ki niye iddia eder de neyi iddia eder? Şu ki:
İman, O’nun kudretini, zarafetini kendinde görmen ve taşımandır da ondan!
Kimse bilmese kaç yazar? Ama bilinir. O’nu kabul edenlerce bilinir
Kişi, Allah var demişti ya! Ha işte ispat edecek bunu!
O varsa sen yoksun değil, sen varsan o var! Böylece Allah’ı ispat etmiş olur
Böylece yaşamak, kendi varlığını iddia ve ispat ederek
O’nun varlığını ispat düzeyine kadar gelir. Tüm mesele bu değildir de nedir?
Hiçlik iddiası günümüzde kuru lakırtıdır! Böyleleri hiçliği iddia etmek için bile
‘varlık iddia ettiklerinin’ farkında olmayan bir uyku ve oyalanma içindedirler
Yazı tüm gerekeni önümüze serdiği halde durumu kabullenmemek, gör ki
(neye teslimiyet içinde) acaba ağır basan hangi tarafın itirazına dönüşüyor?
Buna sebep neyse kibri ve inkarı bu ölçülerde aramak lazım
İmanın ağırlığı budur, çağda ihtiyacın olan metot budur, çağın ihtiyacı budur


SONUÇ:

O’NA “BEN HİÇİM” Dedirtme! Varlık, zıttıyla kaimdir
400 yıldır “ben hiç’im” dedi, “ben yokum” dedi, olan sana oldu!
Şimdi de ‘varım’ diyor. İtirazı olan?

‘Ben Yokum’a çene olanların şımarıklaştıkları,

kibirlerini örtme malzemesi olarak pek alıştıkları,
bunu slogan haline getirdikleri, artık ayağa düştüğü görülen bu ifadenin
şimdi de zıttını söylemek, yine bize ihale olmuştur
Mühim olan nereden ele alıp nereye yaslandırarak neyi kime söylediğindir
Yukarıdaki ana yazı, bu açıklamayı delilleriyle ibraz etmiştir

‘Bir şeyi bilen artık her şeyde doğruyu bildi’
Böyle kimseye, ‘doğruları kısmen biliyor’ der isek aslında ‘bildiği o şeyler de
işimize uyan mevcut ölçülerimize izah nevindendir’ manasında demiş oluruz

Burada mesele ‘bilmediğinle karşılaşacaksın’dır
Çünkü bildiklerin seni şu ana kadar bir yere getirmedi,
zaman zaman bazı şeyleri görebilsen de hedefe ulaştırmadı. Yalan mı?
İşte hatayı açıkladık

/Okyanusta Şadırvan. 2016

_______________________________________________________

İlgili Yazılar:
 
Allah Bir Şey Yaratmamıştır! Sadece Alemleri Yaratmıştır
SPARTAKÜS Ben Olurum! “La İlahe İllallah”
KADER Nedir? Doğru Anlaşılmalı
Hakimiyet Kayıtsız Şartsız İnsandadır
EN EL HAKK!..’ Nedir EN EL HAKK?
MEZHEP Nedir? Mezhep ve Anlayış İlişkisi
ÇAĞDA METOT Nedir? Niçin Her Devir İçin Değişir?
 
AKIL Nedir?
        MANTIK Nasıl Çalışır Ve Zihin Kendisini Niçin Göstermez?
        ZİHİN İŞGALİNE ‘DUR!’ De
              
ZİHİN İşgalinden KURTULMAK
              ZİHNİYET mi? ŞAHSİYET mi? İşte ‘açık ara’ Ayrıntılar
        BİLİNÇALTI Nedir?
        Düşünce ile DÜŞÜNMEK Arasındaki Fark (1)
              Düşünce ile DÜŞÜNMEK Arasındaki Fark (2)
              Düşünce Başka Şey, DÜŞÜNMEK Başka Şey… (3)
              1- Düşüncenin Pankartları
              2- Düşünceler Zihin Alanımıza Düşerler. ‘Düşünmemiz’ Bunları Karşılar
              3- Düşünce bir yerlere zaten disiplinsizce gidiyor. Görevi istekler taşımak!
       FİKİR Nedir? Fikirle İdeoloji Arasındaki Fark! 
              FİKİR Nedir? (2)
       RUH Nedir? Niçin Ruhundan Haberin YOK?
       KAFAM KARIŞIYOR!
       KÖTÜLÜĞÜ “PAYLAŞMA!”
       ANLAMAMAK Diye Bir Şey Niçin Yok? Şunun İçin Yok:
              Demek ŞAİR, Demek FELSEFİK! Peki, Kim Bu?
              Anlayıp da işine gelmez ‘Ayar Verici Tiplere’ toplu cevaplar

Kelimelerde ayrıntı için Şadırvan Kavramlar Sözlüğü

İçindekiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir