Reenkarnasyon Nasıl Olur? Reenkarnasyonda Son Teknik

REENKARNASYON Varsa Hani SEVGİ?!

 

Reenkarnasyon (giriş yazısı 1)

 

Manada tekamül edemeyince
suçu beden ve şartlara yüklemek hastalığına
REENKARNASYON diyoruz

 

ReenkarnaSİYON
İnsanlık alemine hain paraşüt! Kutsalın altına sokuşturulmuş yalan
Bu sevda, hangi tatminsizlikten, tatminsizliğin getirdiği hastalıktan acaba?
Hayatta en kanıt, çok iyi açıklanmış ‘mantıksal önermedir’
Kendi hakikatini bilenler için… Yamalarından heveslenmeyi terk etmişler için
Arınmışlar için

Mantık temelli bir teknik sorgulama karşısında körlükte ısrar edenler,
reenkarnasyon hastalığını yaşamaya devam ettiler
Aralarından çok sayıda insan, o seri yazılarımızdan çıkan sorgulamayla
bu hasta düşünceden uzaklaştı
Çok sayıda özel bildirim, tebrik ortamı hatırlıyorum. Asıl demek istediğim şu:

Bir konuyu, alıştığımız ve üstün-körü kanıksadığımız dil ve ifadeden hatta
varsaydığımız ‘tek sabitten düşündürtmeyen’ ifadelerle karşılaştığımızda
ilk yapacağımız şey, İSTEKLERİMİZİ SORGULAMAK OLMALIDIR?
Çünkü bir meseleyi ‘üstün-körü’ yani derinliksiz hatta
(tecrübe sahamıza sokmaksızın kabul etmemizin) temel nedeni,
isteklerimizin ya da beklentilerimizin altında yatan tetiklemelerdir
Zira bütün amaçlanışı bu tetikler sağlıyor

Beni kimler-neler-hangi hadiseler, hangi ve nelere kızmalarım tetikliyor?
Bunlar NEYİN HUYU?
Hangi sevmelerimi-korkularımı, hangi beklenti ve kuruntularım tetikliyor?
Bir yazıya böyle bakmalıyız! Bunlarımızla okumalıyız. Konu YAZIysa tabi ki!
Şayet işitmeli sözse zaten yaslandığı ahlak, tutarlılık, titreşiminde mevcuttur
Söz, duruşuyla hitaptır
Hayatta nereye tutunduğu, o sarf edilen sözde ‘onun kesin referansıdır’
DURUŞ DENEN şey!.. Hani “YAŞANTI diyoruz ya” işte hepimizde test bu

Bu 4 makaleyi burada neşretmek isterdik. Bazısı biraz uzunca.. yani
sıkılmadan dikkatle okumanızı arzu ederdik. Fakat bunun yerine konuya,
o seri yazılarımızdan özetlerle değinmek, bu şartlar içinde daha makul


ReenkarnaSİYON (giriş yazısı 2)

 

Mürşit, irşat eder de “ömrünü-vaktini iyi kullan, telafisi yok, düşün” der
Reenkarnasyoncu neyi irşat eder?
“Öl-öl-diril.. git-gel.. git-git-gel” demiş olmakla toplumu mu eğitir?
“Git-git-gel işte!” Git-git-gel işte’yle eğitim olur mu? İrşat olur mu?
Bu neyin irşadı, neyin azmi?

O halde kendine söyle.. madem ki ‘git-git-gel’ler var! Git de böyle gelme!
Kimseye irşat vazifen olamaz! Madem ki gitçez-gelcez!?
İrşadı (sözüm ona ‘gittiğimiz’ yerden) alırız! Hem daha sağlam olur!
Orada(!) söylenmesi işe yaramıyorsa burada söylenmesi hiç işe yaramaz
Bi defa ‘hakikat inancı’ hatta tasavvuru “orası-burası” dendiği an çöker


Reenkarnasyon Tespitsiz Bir İnançtır. Fakat Tescilli Bir Zandır

 

Gerçekte varlığı tespit edilemez. İddia eden kimse şayet tespit etmişse
işte şu satırlarda betimlediğimiz çelişkili tutuma düşmüştür
Ve sonra zaman-zaman neşredeceğimiz hem de ne çelişkilere…

Hakikati gören kimse, ‘görmeyip mümin olmayanların bu göremeyişini’
tabi ki ÖMÜR YETERSİZLİĞİNE, DENEYİMSİZLİKLERE BAĞLAYAMAZ
Bunu böyle düşünmek, insanoğlu kafasıdır
Temeli isyan olan insanoğlunun, kafasınca biçtiği güya adalet hezeyanıdır
Mülk alemi, zamana fakir değil… Bu zan, bir serzeniş dipli Tam bir YAMA!

Çünkü ‘doğru yol hakikat ehli’ her an görmektedir ki: Şu insanoğlu,
bilgi-beceri ve deneyimsizlikten ve zaman azlığından Hakk’a ulaşamadı değil
kuru inat ve “İnsan’a şartsız-şeksiz inanmadığından” gerçeğe ulaşamadı
Erbap her an görmektedir ki Hakk’a ulaşmak bir AN meselesi
Sadece İNSAN’ı kabul!

Manada tekamül edemeyince
suçu beden ve şartlara yüklemek hastalığına REENKARNASYON diyoruz



ReenkarnaSİYONcu KRİPTOLARIN ÇÖZÜMLENİŞİ ¼

İnsanlık alemine hain paraşüt! Kutsalın altına sokuşturulmuş yalan

Kuran ne? Neye Kitap diyoruz? Burayı aydınlığa çıkarmak icap eder önce
KİTAP olan şey, şayet ‘KENDİni okursa’ Kuran olur.. ortaya İnsan çıkar
Yazıyı şayet ‘ümmi alfabeyle okursa ortaya bir papirüs adam’ çıkar ki
(işbu kişinin) mevcut çapı, alışkanlık ve şartlanmaları, bilgilenme şekli,
zihin faaliyeti, sanata algısı, bilinç işgalinden tetiklenen tevessülleri vs.
kısaca, HANGİ HAL ve GİDİŞ üzere ise (işte bu kimse,)
kendisinin mevcut şartlarını hep doğrulayıcı linklere
birer-ikişer ayet-hadis yerleştirerek ‘oldum’ sanır
Vaziyet, ‘malumat bilgiyi’ kendine link etmedir
Artık kendi doğrusunu kurmuş, bunu baş-köşesine oturtmuştur(!)

Onu şimdi hiç kimse ‘YANLIŞA İTEMEZ!!!’ Hidayete ihtiyacı yok!
Peki, şimdi napcaz?

Bir misal daha:
KENDİMİZİ bir KİTABIN ‘okuması’ lazım gelir ki biz de bu ‘konuşmada’
kendimizi duymuş, görmüş, okumuş olalım bu vesileyle, öyle değil mi?
Kendini okumuş kitaptan bahsediyoruz. Böyle bir kitabı nereden bulacaz?
Yani bizim buna verdiğimiz isim, (şu malum) İnsan!

Peki, bu bizce ne kadar malum? Zaten bu insan, ‘bi malum olsa’
‘çorap söküğü’ gibi tüm mesele kolayca hallolmuş olacak

‘Derinlerinde SENİ okuyan bir alfabe var’ Bunlar duygularımız
Bu alfabenin dili İDRAKÇE
Şu kitap olan SEN, Alfabeyi işte BU DİLLE okursa ortaya hakikat çıkar

Çoğumuz Kitap nedir, sayfalarına nasıl ulaşılır, bunun bilgi ve tecrübesinde
olmadığımız için hakikat haberlerini bir yerlerde duymuş-okumuş da olsak
bu İDRAKÇE diline ulaşamayız, idrak edemeyiz halimizi

İşte sorunlarımız da eldeki mevcut malzemelerimiz de bunlar…
Bu yemeği nasıl yaparız? Evet, kısacası ‘neye Kuran.. ya da Kitap’ diyoruz?
Bu kısım önemli bir başlangıç:

• Önce kitap dediğimiz,
şu alfabesini okuduğumuz şeyi papirüs olarak bir tayin edelim
Bakın, malumatlarla yürüyemeyiz
Malumatlarla, Adresin tabelasına varırsın belki bir şekilde
Fakat adresi OKUyamaz-tanıyamazsan ki çoğunda öyle olur
Böylece sonuç olarak bu yolu da yürümemiş sayılırsın
İŞARETLERİN ADRESİNE ulaşamamış olursun

Reenkarnasyon hakkında bilgilenebilmek için kitap olan nedir’den başka
şu iki şey hakkında da sağlam tespitlerimizin olması icap eder:
Biri ‘zamansızlık ve mekansızlık’
diğeri de İnsanın ‘FİZİK’te de (yani ARZ/ BEDEN) mükemmelliği

Peşinen söyleyelim, Kuran’da Reenkarnasyonu (ima dahi eden) hiçbir ayet
ve izahtan söz edilemez! Yok!.. ‘Var’ diyerek onun-bunun önüne
AyetiSYON‘ koyanların mantıklarını şayet yoklarsanız
‘açığa çıkmış burjuvazi özencinden’ sıkıntılı tipler olduklarını fark edersiniz

ReenkarnaSİYONcular, sürekli ‘yazılı kitaptan’ ayetler didikleyip
milletin zihnini ‘güya bu dayanaklı yoldan’ işgal ettikleri için
papirüsten savaşa öyle alışmışlar ki -bunlar, tırtıklanmış ayetlere link giydirip
toplum içinde AYETİSYONculuk yaparak bilgelik satarlar
Bizden de bekledikleri aynı budur. Bu fasıtta bir didişmeye çekmek isterler
Kumda oynamacılık… Bizler ‘böyle bir tırtıklamacılığı’ hem yapmaz,
hem bir konuyu zayıf meşguliyetle ortaya koymayız
İdrakçeyle zihinlerin ciddi manada sorgulanmasına yol açmayı tercih ederiz
BAŞLAYALIM:


Manada Tekamül Edemeyince
Suçu Beden Ve Şartlara Yüklemek Hastalığı: ReenkarnaSYON

 

İnsanın fizik bedeni bir atımlık… Bu o kadar mükemmeldir ki
bir atımlık olmasına rağmen tüm gelişmeleri ‘hiç yıpranmadan’
ve tekrar bedenlenişe gerek kalmaksızın ‘tek seferde’ sonsuzluğa dair
tüm gelişmeleri bu ‘tek bedende’ yaşar ve sonsuzluğu ‘bir sanatla’ taşır

Sonsuzluk taşıyabilen bu fizik yapı, maddenin gelmiş-geçmiş en son halidir
Bu fizik yapıda işleyiş, hiçbir şeyiyle asla değişmez. Daha da ‘daha’ olamaz!
İnsanın, bu fizik esasın değişmezliğine dair yaslandığı tespit,
(sözüm ona başlangıcı yetersiz bulmak adına) evrim ihtiyacı duymayışıdır

Fizik yasaları ve bilimin gayesi hiçbir zaman değişmez
Bilim ve Beden ve Gen… Ya da herhangi bir zerre,
en başında verilmiş farklı özellikleriyle
bulunmuş olduğu her ‘zaman diliminde’ uyumluluk yapısını çalıştırarak
(temelde hiçbir özelliğini değiştirmeden) farklılıklarıyla zengince yaşar
Meydana getirdiği her şeyi ‘ölümsüz’ getirdiği için
bedenlerimiz dahi ölümsüzdür
Ölümden sonraki ‘safhalar safhasında’ bu elbiseyi tekrar giydiğimizde,
halkettiğini, ‘her şeyi ölümsüzlük üzere halkettiğini’ bileceğiz
Öyleyse nedir fanilik?

Dünya aşamasına biçilmiş müddettir fanilik…
Bir zeytin tanesi dahi ölümsüzdür. O’nun VAR olduğu her şey ölümsüzdür
Ve O’nun olmadığı hiçbir şey ve yer yok
Cennette ‘yediğini-yaşadığını’ dünyadan hatırlarsın*. Sadece perde kalktı!

Şu bedenimiz, zamansız ve mekansıza da amade olduğu için
(bu bedene biçilmiş ömür çerçevesinde) ilksiz ve sonsuzun tüm isteklerini,
bütün sonsuzun sahnesini ve şartlarını yaşamak mümkündür
O halde kişinin, kendi şartlarını yaratması ve de değiştirmesi mümkün!
Zira zannıyla bile gerçeği çürütürken*1 bir yandan da beklenti ve istekleriyle
zihnindeki dekorları değiştirme ‘OL’umuna sahiplik yetkisindedir
Nasıl bakıyorsa öyle göreceği için, görmek istediğine hedeflenmesiyle
güzel düşünüp güzellik yaratma kudretine sahiptir. Aksi taktirde
olumsuz enerji dehlizlerinde, karanlık tünellerden çıkmaz bir kader içindedir

Kısaca, insan ‘disiplinli yaşamıyla’ şartları, AYNI KAPSÜLDE değiştirmektedir
Kendinde ‘nasıl yaşayıp-ne yaşatabilirse’ o nispette…
Zaten ‘iman’ bu değil midir? Hakikat ve ispat nedir öyleyse?
Böylesi son sürüm bir bedende tek bir ruhsal çalkantı olur, demek yanlıştır

Bu, nice ruhsal gelişme için çeşitli bedenlere tekrar tekrar ihtiyaç demek olur
Hayır! Böyle değil
Aynı bedende tüm ruhsal yaşam, tek tek geçitler halinde sahnede yerini alır
Burada reenkarne değil, aynı kapsülde tüme varım tekamülü mümkündür

Ve tek atımlık “arz” denen şu dünya bedenin, bu iç-dış şartları hem değiştirir
hem düzenler, hem yaratma yetkisi taşır
Çünkü amaç gerçekleşimi için bu kudret ve donanım, kendisinde mevcuttur
_____________________________________

(*1) “Zan, gerçekleri bile çürütür /A. DURU”
 
 
 
 

Bir Yönüyle İnanmak, Bir Şeyi Değiştirmeye İnanmaktır

 

İnanmak, kendi mevcudiyetinden kalkışla inanç olur. Yalnız dahi kalınsa bile
dıştan katkı beklemeksizin her şey bir bedenli yaşamda olur biter özetle
İman, kişinin kendine iman etmesiyle pratiktir, geçerlidir

Şayet böyle olmayıp
bozulan kapsül gibi tekrar tekrar adeta onarılırcasına hayat bulması demek,
yaratışa (ilk ve ‘tek’ yaratışa) kusur bulmak gibi aynı şey demek olur

• Kendisiyle tanışmış, bilmiş.. ve ‘TANIMIŞ! (yani) KABUL ETMİŞ’ olarak
‘bu inanç dairesinde’ yaşayabileceğini yaşamış olarak ölen insan,
ölümle açılan ikinci perdeyle sonsuz hayata
(bulunduğu noktadan itibaren) devam ediyor
Kendi aslını bilmeyen kişiler ve retçiler ise
tekrar ‘bir FIRSAT YANILGISI’ gibi düşülen bu çukurun içinde herkes gibi
(ölüm sonrası boyutta) devam edecek, ölüm tarafı neyse görecek!
Neye inanmışsa inandıklarının doğru ya da yanlış sonuçlarıyla karşılaşacak
Çünkü kendince ya da KENDİNDE İNANCI, dünyada imzalayıp kabul etmişti


Ahiret Ve Dünya, Aynı Anda İkisi Birlikte Yaşanır

 

• Ahiret demek, şu an yaşadığın gerçeklerin uzantı dosyası misali,
lakin ‘uzantıdan ziyade kökleri’dir
Ve şu an nerede olup ne yaşadığını bilmediğin ASIL YAŞANTININ
‘farkında olsan da-olmasan da’ kısmıdır
Şu an için ‘sadece arzda yürüttüğünü zannettiğin faaliyetlerinin’
aynı AN da ‘şu an hakikatiyle yaşadığı’ bir paralel boyutudur
‘Kendimizi bilmek’ denenden kasıt, işbu yönümüzle tanışmaktır
Bu yönümüzün şartlarıyla hareket etmektir, bu sahadan davranmaktır

• Her şey zaten çoktan yaşandı bitti. Süreci seyrediyoruz
Zaman yaratıldı ki işte kendini seyret diye!

• Fizik, o kadar mükemmel ki!.. İnsan, sonsuza (gene) aynı fiziğiyle çıkar
Zamansız ve mekansızlığı, aynı bu bedenini koruyarak yaşar. Çünkü insan,
kendi soyutuna razı olmadıkça ‘enerjinin yoğunlaşmamış halinde’ bile
görmek istediği maddeyi-maddesini gene görür de görür! İstesin yeter ki
Akılalmaz bir durum

• Sınırsızlığın sonu olduğu, sonsuzlukta kavranılır
Sınırsızlık hengamesiyle muamma bir sonsuzluk “zannedilemez” bile

Sınırsızlık alanında sonsuzluk yaratamayız
Sonsuzluk, bu sınırı bu yüzden gerekli kılar
Sınırsızlık: maksadın sonsuzluğu… Sonsuzluk: amacın sonudur. Seç!

İLİM, evrende senin her yerde bulunarak yaşadığına şahit olmandır
İlim, sınırsızlığın sonsuzluğa çarpmasıdır
Sınırsız (hadsiz) düşünen zannın, sonsuzluğa çarparak haddi tanımasıdır
İnsanda bir heves halindeki sınırsızlığın, SONSUZLUKÇA yutuluşudur

Son tahlilde Bilim ve Kanıt, İnsan kanaatinin HAKİKATE YASLANMASIDIR
Gerçeğini doğrularından bul, tanıştığın kendin ol

• Sonuçta bu mana zenginliğini tatmak yasağında olanlar,
ReenkarnaSİYON komasında hastalık içinde yaşadılar


Dünya Gezegeni BEDEN.. İnsanlık Onun RUHUDUR

 

Dünya gezegeni gibidir bedenlerimiz. Gelir-geçer insanlık ve halleri sende!
Yani ‘ruhun bütün halleri’ gibidir yaşanan şu insanlık

İşte bu Ruhun,
tüm derinlikleriyle bu tek beden ve (sana) tanınan tek fırsat içinde,
sende HER ŞEYİ VE HER HAKİKATİNİ yaşayıp-yaşatma kudretini kanıtlar
İman budur

Bak bakalım gelmiş-geçmiş bütün insanlığın ‘tek seferdeki tekamülüne’
BU GEZEGEN (bir atımlık vücuduyla) YETMEMİŞ Mİ?
Ve bak bakalım Gezegenine (arza-bedenine)
Güneşe tekrar katılıp ondan tekrar kopup, tekrar bir atmosfer oluşturup
‘Dünya olarak’ bu işlemleri tekrar başından geçirip
(yani) kendini “Güneş’e bir daha yaptırtıp” aynı yörüngeye tekrar girerek
kendini, insanı, onun medeniyetlerini ‘bu şekilde mi’ tekamül ettirmiş?
Şu gezegenine bak da anla: Düşün ki KESİNTİSİZ tekrar eden İNSANLIĞA,
onun uygarlıklarına, kafileler halinde yürünmekte olan bu ‘toplu sürece’
acaba şu Dünya’nın KESİNTİLİ BEDENLİK yapmışlığı hiç olmuş mu?
Bak bakalım ki izle de anla

Dünya üzerinde yaşanan uygarlıklar zamanla yok olup
ama kendi küllerinden kalkışla tekrar yeni evreler yaşarken;
şayet şu gezegen, önceki ‘bu evrelerin’ hemen akabinde,
Güneş’e gidip karışıp ‘tekrar samanyolunda dönmeksizin’ devam ediyorsa
başka bir kapsüle gerek olmaksızın yörüngedeki ömrü bu bir tek atımlıksa
insan hayatı da böyledir. Tek adımlık ömür dilimi, tüm evreleri temsil eder
Yaşamın bu tek adımlık ömürden başka ‘ikinci adımlık bir ömrü’ daha yoktur
Bu ömür, hayat dilimlerinden biri olup sonsuzluğa girişi anlayış kapısıdır

Ömür sürecinde çok şeye çok kere başlanabilir fakat ömür bitiminde,
başlangıca bir daha dönüş yok. Başlangıç aynı mekanda iki defa başlamaz
Hayat, başka etaplarıyla farklı alemler yaşatır ki sonsuzda yolculuk budur

Sen bu tek ömrünün çeşitli anlarında fark etmişsen çok öldün-dirildin!
Çok uyudun da uykularını böldün. Çok uyandırıldın da uyumayı seçtin belki!
Ne cennetlere-cehennemlere girdin de haberin yok. Hepsi bir ömürde oldu
Hayata karşı duruşların, duruşmaların temyizi, son sözlerin tamamlandı

Dünya, Güneşe karışıp da tekrar samanyoluna gelmeksizin devam ediyor
Güneşten tekrarla, ikinci bir gövdeye gerek olmaksızın, ömrünü sürdürüyor
Gezegenin, kendi doğal disiplinleri dışında, daimî sezon hareketleri dışında
rektifiye geçirdiği, Güneşten tekrar sıfır km. den başladığı hiç görülmüş mü?
Mutlak demek, batında olanın zahirde akışı, zahirde olanın batında oluşudur

Bir iddianın ‘mutlak hareketten çıkış aldığı’ şuradan bellidir ki:
O şeyin hakikatte varlığı ve delili, gezegen hareketiyle beraber yaşamasıdır
Yani zahire sirayet etmemiş hiçbir hareket yoktur ki o mutlak ola, bilim ola,
hakikati VAR ola…

Çünkü hakikatte VAR olduğunu iddia ettiğimiz sanat-bilim süreçlerinin
(yahut reenkarnaSYON gibi beden yenilenmesinin) ve çeşitli varsayımların,
mutlak olduğuna inanıyor olmamız,
(dolayısıyla o hareketin) BU MADDİ ALEMDE DE aynen işlediğini,
‘YASALARIYLA bariz GÖRMEMİZ şartını’ bize gerekli kılar
Kaldı ki Materyalizm dahi bu kadar saçmalık öne sürmemiştir
Materyalizm (nihai evresini izah ederken)
‘gezegen hareketini’ yani maddenin tüm bağdaşık hareketini
kendi kulvarınca tespit edip
bunu da ‘işçi hareketine uyguladıklarını’ kendi erbapları tarafından söyler
Böyle olduğu halde ‘tabiatta’ böyle bir hareket bulamadılar
Devlet (yani kraliçe arı) ortadan kaldırıldığı an, kovan yaşayamadı! Orası ayrı
Biz de Dünya’nın ara-ara SIFIR km’ye gezegenlendiğine rast gelemedik
Hiçbir zaman!


Sevmek İçin ‘Gel-Gitli Tekamüle’ İhtiyaç Olabilir Mi?

 

Her Şey Tek Kapsülde Bitiyor. Gerçeği Kabul Etmeyene Tekamül Yok!
Yüz kez geliş-gidiş de olsa şu ‘varlık yanılsamasından’ kurtaramaz kendini
Aldanan, şuna-buna ayar vericilikle ömür tüketir
Başka ömür, başka fırsat niçin verilsin ki?
Hayatını birine ada. Bunu yapabilmek için dünyada 10 gün bile çok
Sevmek için ‘gel-gitli tekamüle’ ihtiyaç olabilir mi? Kuşlar gelip gitti mi?
Sevenin kazandığı tek bir ömürde sınav başka daha ne için?

Reenkarnasyon yok. Gerçeği kabulden sonra tekamüldesin
Kişi ölmeye hazırsa yaşamaya da her an hazırdır. Öğrenmek ölmekle…
Ne dedi şair? ‘Sevmek bir ömür sürer(se de) sevişmek bir dakika!
Yataksız sevişmede ‘git-gel’ olmaz. Vuslat olur

• Manada tekamül edemeyince
suçu beden ve şartlara yüklemek hastalığına REENKARNASYON diyoruz



ReenkarnaSİYONcu KRİPTOLARIN ÇÖZÜMLENİŞİ 2/4 (ölüm)

İnsan Ölümsüzdür

 

Uykusunda hatırlayamaması ve ölüm hadisesini tatması onu ölümlü yapmaz
Bize göre “ÖLÜMLÜ” olan hiçbir varlık yok!
Fakat yaratılmış tüm varlık “ölümü tadacaktır*”
Bu iki “ölüm kelimesinin” birbirlerine olan farkı,
bize “ÖLÜMÜN NE OLDUĞUNUN, GERÇEKTE İPUCUNU VERİR”
Hangisi kastediliyorsa cümlesi ona göre yüklüdür, o kastı öne çıkar
İçinde ölüm geçen ifade, sende nereye çarpması gerekiyorsa
bu vurgu, sözün sana akışıyla kendiliğinden yerini bulur! Algında belirir
Sen neyi çağırmıştın, çağırmaktasın-çağırdın.. ve işte geldi, bilmezsin

Ölüm ilk yüzüyle ‘başta senin sen olmadığının açığa çıkışıdır’
Ölüm (bu şekilde ortaya çıkmaya başlar başlamaz)
senin gerçek kimliğine (gerçeğinde kim olduğuna) sonraki derinliğiyle de
“GERÇEKTE KİM’İN BULUNDUĞUNA şahit tutuluşundur

Ölümlü olsaydık bunu idrak edemezdik
Ölümü tatmasaydık da hiç idrak edemezdik

Ölümlü varlık, özünü anlayamaz. İdrak etmek şöyle dursun…
Sonsuz olmayan varlık, sonsuzluğu idrak edemez, tahmin bile yürütemez

Ölüm “açığa çıkış!..” Cıscıbıldak kalırsın. Canın çıksa gene varsın!
Sen, bütün bu (“BEDENLİ” ömür diliminde) seni ayakta tutan her ne varsa..
seni hayat içinde taşıyan, bir yerlere getiren,
gönlünde tahtında yer verdiğin, arzu ve heves ettiğin,
kısacası peşine düştüğün-peşinden gittiğin ne varsa…
Bunlar, ne karışık ya da ne kuvvette ‘tek bir şeyse’ sen bunlarla varsın artık
Zaten bedenli haldeyken de böyleydin, şimdi öldün gene böylesin. Fark yok
Tabi ki karşına RAB filan çıkmayacak!
Hep çıkardı karşına, tanır mıydın, yoo! Gene tanımayacaksın!
Tabi ki karşına İBLİS filan da çıkmayacak!
Hep çıkardı, tanır mıydın, yoo! Gene tanımayacaksın!
Öldün, gene anlayamadın işte!
Tekrar dünyaya gönderilsen ne fark edecek? Hiçbir şey fark etmeyecek

Ölmekle “bir şey anladın” sadece. Sen o bildiğin sen değilmişsin
Ama nasıl bi şeysin, nesin-kimsin?
Cehennem okulunda bunu öğreneceğimiz günler bizi bekliyor
Anlarsın ki bu böyle. Ölüp! Tekrar dünyaya gelmek mi? Evet var!
Selam Ey Şahit! İşte aynı bedende ruhsal durumlar geçidi
Diğeri hantal! Git git gelli reenkarnasyon! Bizim reenkarnasyon son teknoloji

Tekrar dünyaya gelmek mi? Evet var!
Cenaze namazın kılındıktan sonra yok!
Morgdayken buna şansın var anlamına gelmez

İçinde bulunduğumuz şartlardan (yani) oyunda tutulduğumuz sahneden
tekrar devam edebilmek, sadece “ölmeden önce ölenlere”
Bunu da kanıtlamak, bunu yaşayanlara düşer. Yaşantılarında tüyoları vardır
Kanıtlanacak olanın, karşındakinde de ARANILAN ŞEY olması icap eder ki
ancak o zaman bu örtüşmeyle kanıtlanmış ola! Gör ki o da ne kadar aradıysa



MEZARLIK NERESİ?

1- Her Varlık Gibi İnsan Da Öldükten Sonra GENE AYNI BU DÜNYADA Yaşar!
Hayatta “İKİ” Olan Hiçbir Şey Yoktur Ki ‘Öteki Diye Bir İkinci Ahiret’ Olsun!

 

Sen şimdi bu mülk aleminin neresinde yaşıyorsun?
Maddenin, biçimin, yüzeyin üzerinde yaşıyorsun. İşte buna ÖMÜR diyoruz

Ömrün evreleri, maddenin aşıla-açıla ‘ahir evreleri’ oluyor
Boyut da denen diğer şu ömür dilimlerimiz…

Peki, öldükten sonra senin biçimsel tenini-tırnağını nereye gömüyoruz?
Beni de şunu da-bunu da gömdükleri yere gömüyoruz!
Seni kendine gömecekler! Bundan ala mezarlık arama. Ya da kozanı ör


2- Peki, Alemde Her Bulunan Şey Sende Var De Mi? Var

Sende olmayıp da alemde bulunan, sensiz olabilen var mı? Yok

Peki seni nereye gömdüler? İNSAN’a…Seni insanda bi yerlere gömdüler!
Daha doğrusu “insandaki yerini-yurdunu” kendin aldın
Sevginle, hışmınla, hakkınla, haksızlığınla
Hoşgörünle, iftiranla, yalanınla, doğruluğunla

Peki, şu an ölmediysen ne yapıyorsun?
Mezarlıkta diye zan ettiklerini gönlüne çekiyorsun
Ölmüşü-ölmemişi de fark etmez
Ölüm zaten mezarlıkta çukura konan gövdeye

İşte bir çok kalabalıklar halinde zihnin ve düşüncelerin, bunları kendine
çeker-çağırır! Ölmüşü ölmemişi diye bir şey yok. Çünkü duygular, haller,
tutumlar-davranışlar-huylar ölmez! Bunlar sana ölmeye gelirler
Bunlar sende ölecek şimdi! Korkma! Çağırmasan gelmezlerdi
Çağırsan da teşrif etmeyecekler var,
Çağırmadığını düşünsen de ama çağırdığın üçkaatların var

Yani sen de öldün! İşte İNSAN’daki layık olduğun yere gideceksin
Mideden aşağısına düştün mü İRİNİ YUTARSIN, dönüş yok
En son tren, kalın barsaklardaki vitamin toplayıcıları…
Bunlar ‘son ılımlı zebaniler…’ Sonrası berbat Allah muhafaza!

Diyelim ki bir kalbe ulaştın bu kan ile… Hemen ‘yırttım’ deme
Henüz orası sadece bir maddi pompadır senin için

Şayet dünyada bir gönle girdiysen işte şimdi yırttın
Girdiğin gönül de bir gönlün içinde,
o da bir gönülde.. yani sonsuz derece bir gönüldesin artık
Fakat tüm gönlün sahibi, muhakkak zahirde yaşayan birindedir
Buradan hareket eder
Yani diriden seyreder, hani ‘BİR GÖNLE İSTİVA ETTİM’ diyen şu YAŞATAN!
Onun kim ve nasıl bir şey olduğunu bilemezsin. O kişi aynaya baksa
sen de onunla birlikte bakarsın. Fakat sen seni, o da kendini görür!
Öyle ki çok korkarsın! Simli aynaya bakma. İsimli aynaya bak.. tecelligaha…

Hatta ileride dahil olacak bir ahiret yok! Sonsuz olan şey, malum ilksizdir de!
İlksiz ve sonsuz bir şey, ‘ sonradan başlayacak olamaz!
Sen sonradan/ileride görürsün o başka


3- Hani Anlatıyorum Ki İyi Anlayasın, Bir Daha Dönemezsin, Dönmek Yok

 

Sürekli ilerliyorsun şimdi! Nerede ilerliyorsun? Bir gönülde…
Bu gönlün ‘kendi dünyasınca ve haliyle sana yaptıkları’ aynıdır
İşine gelmezse itiraz et. Serbest! İşte hastalık oldun!
Uzatmayalım şifa grubuna geçmeye çalış sende canım! İşte böyle eğitilirsin
Fakat yüzeye çıkmaya, irade ve kontrolü ele geçirmeye çok yırtınırsın çook!

Fakat hiç ümit etme. Sana bu fırsat daha önce verilmişti
Sana sadece senin kontrolüne ait bir kapsül verilmişti. Kullanamadın
Dünyada hep cüzdanlar, tenler-biçimler üzerine nüfuz etmeye çalıştığın için
burada da tene çıkmaya çalışırsın da nafile!

Oysaki yolun,
zihin, bilinç, gönül ve oradan da öz güdümler yoluyla can noktandı!
Fakat bu yolu tınmadın. Yürüyeni görmedin, gözünü çevirdin, sırtını döndün
Şimdi kana karışsan ne fayda? Burada bulamadığın gönül vicdan yolunu
orada (diye ötelediğin bir yerlerde) bulman, neredeyse hiç mümkün değil
Fakat senin için hapşuruverir de bakarsın bir salgıya dönüşür de merhamet
bulursun. Bu şans bile sadece gönül yolunu dünyadayken bulanlar için!

Devrim yolu, içsel yolculuktur
Allah, varlıklarını işte bu muazzam döngüyle, daha kim bilir ne sırrı-sanatla
İNSAN eder ve böyle tekamül ettirir. İşte tüm mesele bir gönle girebilmek!
Boşuna bekleme, reenkarnasyon yok!
Reenkarnasyon olamaz. Çünkü çok hantal ve banal bir şey olurdu

           1- Ruhun her hali için ayrı ayrı bedenli, yedek parçalı hantal                                             reenkarnasyon!
           2- Tek istasyonlu fizikte ‘ruhsal durumlar geçidi yaşayan’ mükemmel                             teknoloji!
Bunların hangisini Allah’a yakıştırırsın? Düşün!
Rektife için servise çekilen robot musun sen?
Bedeninin de mükemmelliğine, ölümsüzlüğüne neden iftiradasın?
‘Git git gel’li bıdık reenkarne nasıl cazip ola? Bizim reenkarne son teknoloji…

Dünyaya ne kadar bağlı bir anlayıştır ki tekamülü hep bu boyutta istiyorsun?
Senin gidip-gezip dolaşacak başka alemlerin mi yok? Fanüste misin?
İnsanı tek atımlık dünya sınavı ciddiyetinden koparmaklı planın çürümüştür


Bir Atımlık ‘TEK BEDENDE’ Sen, Tüm Alemi Gezersin De Alem Sende Yaşar

 

Böylesine azametli bir SANATın kudreti dururken
niçin hantal bir kapsülleme mantığı? Anlamak mümkün!
Allah’ın sahneye ne şekilde çıkacağını kimse kestiremez, hem sınırlayamaz
Her beden buna (ve her tür şeyi açığa çıkarmaya) yeterlidir
Hayat, şimdinden açığa çıkar da sende dile gelir ZAMANLAR…
Level kapsüle gerek yok
Hoparlör ve ekran (kendi) ne gösterdiğini bilmezken kişi cahildir
Ama (şuuruyla) bilirse bir reenkarnasyon olmadığını bilecektir
Anlamak mümkün! Burada gaye, iman ve hakikat bozgunculuğu!..
Üstelik Hayat O’nun hayatı. Niçin gelip gelip gitsin? Sense buna şahit tutulan


Bizler “Tekrarlanan BEDEN” değil “tekrarlanan HAREKETTEN” bahsederiz

 

Reenkarnasyon:
Lafın, börkenes şirdenes gibi çene bölümlerinden geviş tekrarlarıdır
Bedenlenişte tekrar değil, bir çenesel gevişin tekrarlarında bir tekamül!

Reenkarnasyon, yıkıcının din kataloğundan bir din
Mantığı ve ilmî geçerliliği olmayan, kaçınılmaz bir hezeyan
Kozmik sofistikler kanadının ‘ışıkçılar’ grubundan İslam tasavvufuna sarkan,
new age tekelinden güdülen reenkarnaSYON, tipik ZİHİN İSTİLASIDIR

Bizler “Tekrarlanan BEDEN” değil “tekrarlanan HAREKETTEN” bahsederiz
Yani “SÜREKLİ TEKRARLANAN aynı HADİSELER HAYATI…”
Yani hayat, öylesine bir sanat üzerine oturtulmuş, işlemektedir ki
hiçbir hareket ve olay, birbirinin asla aynısı değilken
birbirine hiç benzemez bu kadar zengin çeşitlilik içersinde,
sürekli “HEP AYNI TEK HAREKET, sürekli AYNI TEK HADİSE” yaşanmaktadır


ReenkarnaSİYON! Burada Şu Bölümle Bitirelim

 

Tüm evrelerin, hadiselerin ‘bu tek-bir bedene’ inişi olan
Anların AN’ı olan şu DEVRİM gerçekleşiyorsa
o zaman reenkarnaSİYON’a inanan kimse
BEDEN ve ÖMRÜN kusursuzluğunu anlamak istemiyor!
Bu kimse yaratış mükemmelliğini reddettiğinin cahilidir

Ey ALİM! Sana verilen herkese verildi
Kendini bu ileri aşamada ‘reenkarnemi tamamlamaya başladım’ sanma
Bir yola girmemişleri kendinden de beri bilme! Kendini özel bilme
Ayrım yapıp kibirde OLMA! ‘Onlar da zamanla reenkarne olacak’ deme
Mademki ‘hayır’ O halde halka anlatma! Zaten reenkarnasyonla öğrenecek!!!
Kimseye irşat vazifen olamaz! Madem ki gitçez-gelcez!? ‘Başıboş bir dünya!’


HANİ SEVGİ?

 

Her bilinç seviyesine hep aynı sınav! Çok anlaşılır, sade, tek kıstas!
İnsan’ı kabul yani sevgi… Hepsi bu
SEVGİ iştahının/özgüdümlerimizden itişinin, bilinç kapasitesiyle ilgisi yok
Bin defa da gelip gitse reddettiğini kabul etmez! Kabul ettiğini reddetmez!
İnsanın sevgi ihtiyacını karşılayacağı yere yönelmesi ve bu ihtiyacın teminini
herkese HAKK görmek merhametinin, ‘BİLİNÇ ÇAPIYLA’ ilgisi yok
Şefkatli bir huy, bilnci açık reenkarnosyuncudan daha azizdir/azizedir

Vicdana bağlanmak,
yumurtayı tanımlayabilmek için tavuk olup yumurtlamaya mahal bırakmaz

SEVGİ duygusunun, bilincin gelişme aşamaları ile ilgisi ve bağlayıcılığı yok
Sevgisini saygıdeğerliğe yönlendirememiş kimseler ‘bir daha’yı hayal eder
Oysaki sevgisine yön buldurtacak bir ilim, her varlığa takdim edilmiştir
Sevgisini doğru yönlendirmezse ilmi kendisine kapanır da bir dahası olmaz


AN’ın Hakkını Vermek Budur:

‘Herkes biliyor, bir tek ben bilmiyorum..!
‘Herkes ölmüş, şu hale bak! Kimse yaşamıyor, ben diriyim*
Kimsenin bilmediği bilgiyle özelliklendim’ Bu iki şeyi aynı anda yaşayacaksın!
İşte hakikat yolunun en temel girişi olan düstur budur
Böylece hiç kaymazsın

SONUÇ:
Manada tekamül edemeyince
suçu beden ve şartlara yüklemek hastalığına REENKARNASYON diyoruz

Gönlüm, kendi adamlığıma İnsan’dır
İfadelerimizi anlarsan sana da bir gönül ulaşır

___________________________________

(*) Furkan 30, işte tam da budur! Niçin yanlış meal veriyorlar acaba?
 
/Okyanusta Şadırvan. 2013

Kelimelerde ayrıntı için Şadırvan Kavramlar Sözlüğü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir