MUTLAK Nedir?

 

MUTLAKLIK,
hayat hadiselerinin birbiriyle aynı işlemle akış paralelliğidir

 

Temeldir ki evrenin çalışma dengesi, makroda-mikroda aynı işleyiş yasasıdır
Buna MUTLAK diyoruz. Mutlakta tanımı ‘bu temel üzere’ okuduk ve yazdık

Hayatın ya da bir hayat ölçüsünün mutlak olup-olmadığı ya da
ahiret denen ortamda o şeyin olup-olmayacağının ispatı,
o kural ve esasın bu dünyada da olup-olmamasıyla tam bir ispat kazanır
Mutlak demek bu demek!.. Tüm alemlerde aynı kuralın esas teşkil etmesidir
Esas her boyutta aynı anahtardır. Usul, alemler arası çilingirdir

“Bilgi” kelimesiyle kast edilen o şeyi bilmek,
mutlak olan o temel hadiseye, ilkin kendinde şahit olmakla mümkündür
Ki böylece ilim, “bilime kendinde şahit olmak konumuyla” tasnif kazansın
Mutlak, Her an yaşanmakta olan TEMEL HADİSENİN varlık iddiası demek…
‘Mutlak olanın anlatılması,
bir şeyin batında oluşunun kanıtına ‘zahirdeki sürgitliğinin’ gösterilişidir
Perde arkasında yaşanmakta olanı, perde önündeki varlığıyla göstermektir
MUTLAKLIK, hayat hadiselerinin birbiriyle aynı işlemle akış paralelliğidir
İMAN VE DE DİN, İŞTE BU MUTLAKLIĞIYLA BİLİMSELDİR!

 

‘MUTLAK Nedir’ Konusu Üzerinden Bazı Açıklamalar:

 

Kendisinin ‘okunası en büyük ayet olduğunun’ farkına varamamış ve
varlığın ‘en kanıtı kendisi olduğunu’ es geçmiş kimseler,
Kuran ayetlerini eleştiriyor, sapıkça bulduğunu söylüyor

Oysaki hayatın kurallarını, onun amaç ve tekniğini bilenler bilir
Şu an dünyayı izansız yönetiyor olman, ya da bu idarenin kulu olman,
hayat amacını bildiğin anlamına gelmiyordur belki! Bir düşün! Belki de bu,
gerçeğe inananların inanç yetersizliğinden doğan bir fırsatı kullanmandır!

 

En mutlak kural şu:
Dünyayı “kendilerine inananlar” yönetir “allaha inananlar!” değil

Bunlar “insanlığı hayvanca yaşatmaya inanmış” olsalar bile..!
Bu mutlaklara sünnetullah denir

“Onlar Allah‘a inanırlar” ayetini tabi ki yanlış anlayacaksın! Çünkü
“inanılması gerekenler hep yazıyla önüme gelsin” diyorsun ya!
Papirüs yazıyor ben de iman ediyorum yazılana” diyorsun ya!
‘Aman ha, sen papirüse iman et, alfabeye, kafanın mealine!!?’

Gördük ki Papirüsten okuduklarıyla kendilerince inandıklarını düşünenler,
inanılacak olan HER ŞEYİN ‘yazılmış olması’ gerektiğini iddia ederler
MUTLAKA ‘ön-mürekkeple’ yazılmış olması şartı!!! Bakar mısınız!

Tamam, Mürekkeple de yazılmıştır, iyi OKUyasın
“O İblis ki Adem’e secde etmedi, büyüklendi*” dedi. Hiç okumadık mı?
O kim? Şu kim?.. O kim, insana tenezzül etmeyen “şu hal-i hazır” kim?
Bir gerçek her seviyede anlatılır. Derinlik, sadece layık olanlara ulaşır

Sen AŞK NEDİR’İ, sözle tanımlayama..
ama İnanç Nedir’de temel şartı, kelime-kelime sipariş ver Hakk’a ve bekle!
Var mı daha başka siparişiniz?

 

Sanat, büyük sır!
Bu sırrı ‘okuduğum cümleden’ hemen rica edeyim, diyor

Okuduğun cümlelere iyi bakasın.. ‘sana bir şey diyor’
“O İblis ki Adem’e secde etmedi, büyüklendi” diyor! Daha da sanat arama!
“Kendisi Kuran olan İnsana secde etme! Kitabın aslı olan İnsan’a iman etme!
Aman ha, sen papirüse iman et! Alfabeye iman et, kafanın mealine!!?”

 

İblis, itirazını papirüse yaptığı için mi cezalandırıldı, yoksa

İnsan’ın huzurunda (onu ret-kabul) sınavına çıktı da mı kaybetti imanını?!

Allah, kendisine kurulmaya çalışılan tezgahı gayet bilir
İblis, (Allah’a) “sana da.. kitap ve kurallarına da iman ediyorum!” deyince
Allah da (o kimseye) “işte KİTAP bu!” diyerek İNSAN’ı işaretle gösterdi:
“O halde haydi biat et, secde et buna!*”
“Hayır! Ben buna biat etmem” diyen KİMDİR?
Resul dediğimiz, işte bu gerçek sahneyi, senin üzerinde uygular ve kanıtlar!
Bu özel ayrıntıyı yıllarca düşün! Boşa işlere kürek çekme
‘Burayı’ kavrarsan bu iş tamam!

Secde Firarisi kovulurken dedi ki (hani fıkra ya)
Yanıma Adem’i de ver de ‘iddiamı onun üzerinden’ gerçekleştireyim!
Ben fıkramı söylüyorum
Sen ne dersen de! YETER Kİ ANLA! Keşke anla da ben fıkracı olayım

Günümüzde, namazın papirüste geçmediği iddiası çenelerde dolaşıyor
İblis de secdeden firar etmeden önce öyle demişti: Bakıp bakıp kendine:
“Bende böyle bir program yok” demişti. “İnsana secde bende yazmıyo…”
Papirüsü tam okuyamamıştı
Sanki nerdeyse “senle böyle bir anlaşmamız yok!” der gibiydi
Teşbihte fark yok, şüphen olmasın

“Kendisi Kuran olan İnsana secde etme! Kitabın aslı olan İnsan’a iman etme!
Aman ha, sen papirüse iman et! Alfabeye iman et, kafanın mealine!!?”
İnsana (ama nasıl da inmiş olana) değil!

 

Nebi ne diyor: “Ben bana ineni, sana olduğu gibi
(yani benim özelime özel anlatılan seviyesiyle mi) söyleyecem?!*”

 

[3’e ayırdım nebilik anlatımımı:
1- Herkese anlatmakla emrolunduğum…
2- Kime anlatıp-anlatmayacağımın kendime bırakılmasıyla emrolunduğum…
3- Kimseye söylememekle emrolunduğum…
(sadece Muhammedilere açık olan]

Sonuçta Allah’a iman, insanın kendine iman etmesidir
Dost Muhammed kendine en iman edenin ilki ve sonuydu. Daha sonu yok!
Kulu üzerinden çalıştırdığı sisteme Allah! diyoruz
Kendi çalışmasının ismini ise kendinden başka kimse bilmedi

 

(Tekrarla) En mutlak kural: Dünyayı “kendine inananlar” yönetir

Bunlar “insanlığı hayvanca yaşatmaya inanmış” olsalar bile..!
Çünkü inançta en temel ölçü,
Allah’ın var olduğuna inanmak değil, O’nun sende var olduğuna inanmaktır
İşte bu kesin sünnetullahtır ki:
Dünyayı, allaha inananlar değil ‘kendine inananlar’ yönetir!

Mutlağı, sömürü için kullanmak başka yol, mutlağa inanmak başka bir yol
Bu nedenle YIKICI, aynı kural ve sünnetullahı kullanarak dünyayı yönetirken
YAPICI, bu kurallara tam inanamıyor, inansa da inancında zafiyete düşüyor,
(düşmeyenlerinse sayıları az olup) çağa güç yetiremiyor

YIKICI beklemez! Yapıcı metotları, parlak dönemlerde ilmek ilmek çözüp
gün gelir devre göre yapıcı metodun sütünü keser!
Bugün “YAPICIYIM-MÜSLÜMANIM” diyenler ise
“yamaların işgaline prangalı akıllarda gezdirdikleri”
fakat olmayan bir dinin pazarlamacıları oldukları için (bunlar)
çağda düşmanın tekniğini çözen SON METODUN
tek ve en gerçek hareket olduğunu kavrayamaz
Çünkü teknik, kulaklara papirüsten nağmeler nakletmek ve geçmiş erbabın
ilmihal klişelerini, kıssa-kaside-rubai veya önceki çökmüş metot öğretilerini,
görevi tamamlayıp geçip-gitmiş devrin konjonktüründen tavsiyeleri,
uyarı örneklerini ‘kafalara yerleştirerek’ hitaplar ütülemek değil;
duyumlar dünyana duygu diye yerleştirilmiş düşünce akışlarının köpürttüğü
“zihin ve duygu dünyandaki çalkantıları” tanıyıp
bunları öz güdümlerine bağlamak tekniğidir
Din ve iman hakikat bilgisi ve eğitimi “zaten de buydu!”
Gerisi siyasal tebliğ piyasası olur, insanlık devrimi asla gerçekleşmez!


GÖR Kİ NEREDEN NEREYE?

Kuran ayetlerini eleştiriyor,

sapıkça bulduğunu söylüyor, siyer’e de işaretle!

9 yaş nikahı bahsiyle kendilerine çağdaşlık ikame eden mantık ve kalemlerin
mürekkebinden ‘irşat yakalamış’ şartlanmış beyinler, sapıklığın tarifindeler!
Çağın git-gide tam gaz nelere adrenallendiğini adeta görmezden gelerek..!

Şu ifadelerimi cinsellik olarak söylemeyecem,
tıpkı dost Muhammed’in bu eylem temeli, “cinselliğe” yaslanmadığı gibi…

Sıfır bilinç! Sıfır bilinç ne demekse eylemde maksat budur burada
Yan katkıların sıfır kilometresi ne demekse işte o yamasız akıl ve davranış!
Düşün ki bir kedin, bir kuşun, bir fidanın var; 30 yaşında? Sıfır yaşında..?
Senin özel eğitimin ‘hangi yaş kedide-kuşta-fidanda-evlatta-hatunda’ tutar?
Gerçek kralların gerçek kraliçeleri, ta en başından nişandır!
Kral olmayan kuralı ne bilsin? Kraliçeden ne anlasın da neyin planını yaşasın?
Hem bugünkü şehvet miktarıyla şunu sorsun da söylesin bu ‘sapık’ diyen:
“Çok eşli toplumda, kendinden 15 yaş büyük tek Hatice ile 50 yaşına kadar”
başkaya ihtiyaç duymadan, duysa bile bu sadakati satmadan yaşamak ne?

Ne demiştik? “Hayatın kurallarını, onun amaç ve tekniğini bilenler bilir!”
Son Nebî 9 yaş ile evlenmiştir, 9 yaşında olanla değil…
Özgürlüğün ve yamasızlığın 9. yılı ile nikahlanmıştır,
bir cinsiyetin 9 yaşında olanıyla değil! Temeli budur temelin…

/Okyanusta Şadırvan. 2018

_______________________________________________________

İlgili Yazılar

Kelimelerde ayrıntı için Şadırvan Kavramlar Sözlüğü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir