Anlayıp da işine gelmez ‘Ayar Verici Tiplere’ toplu cevaplar

 

(Sosyal Mühendislik Avukatlarına!)

Bilgiyi ‘kolay anlaşılacak şekilde söyle’ diyenlere:

Şadırvan yazılarını kendini okumaya kabiliyetli, buna istekli insan okur
Müellif, dilediğine anlatır dilediğine anlatmaz. Anlaşılacağı pay eder
Bu nedenle bu tecrübe, tarihten beri böyle akmış ve biline ki:
Şadırvan’da çalışma, ‘bilgi vererek ÖĞRETMEK planlı’ değil
ilginin gereğini yaşayıp anlama gayreti taşıyanlara eğitim yönlendirmesidir
Yazılarımız kendini okumuş ya da okumak gayretlisinedir
Vazife -sürülere bilgi vermek, eğitmek, öğretmek nasıl olabilir ki?

Gerçeklerden habersiz yaşadığı için ‘uzun’ diyor yazıya. Okumasın o zaman!
Demek ki seviyesine göre değilmiş. Ne güzel işte zahmetten kurtuldu!

‘Uzun yazmışsın’ diyerek müellife akıl verenin elinde,
hangi hususların kaç kelimeyle anlatılacağının listesi mi var acaba!
Bize metrajda tahdit ahkamsılayacağına ne anladıysa onu söylese ya!
Yok, anlamadıysa metreyle mi ölçülendiriyor da ‘uzun yazmışsın’ diyor!
Yoksa, anlamayan kişi o kadar uzun metrajı tek tek okuyup zahmet mi etti?
Bu kimse siparişine göre kendi metrajında sayfa takip etsin
Bize sipariş vereceğine,
alsın eline diviti, batırsın beyninin suluboyasına, renkli renkli yazsın
Mademki kendi kendine anlatmak istiyor, böyle yardımcı olayım bari
Hayat da uzun… Anlasak-anlamasak gene de yaşıyoruz ama!
Acaba anlıyor muyuz ki sorduk cevap aldık mı derinlerimizden?
Cüzdan versek -sayarken çok gelmez de mi? Vaktini almaz de mi sayarken?

 

Vatandaş sen boşuna okumuş sıkılmışsın

 

Sıkılırsın tabi, sana kim dedi boyunu aşan işlere göz at diye güzelim
Çoluk çocuğu bu mazarratlıklarıyla gül bahçesine sokarlar mı hiç?
Sana (gülleri yolasın diye) hiç senin ihale şartların ölçüsünce anlatırlar mı?
Neyin anlaşılması gerektiğini bilmeyen şu gayretsize nasıl anlatırsın?
‘Net söyle’ diyor, bakar mısınız? Net ne demek? ‘Seni sıkmayan şeyler net!’
Doğruyla yanlışı, böyle net ölçüyle ayırıyorsa vah ki ne vah!
Okuma güzelim, zahmet çıkartma… Hem okumamışsın hem canın sıkılmış!

Papirüs ve iman.. bunlar terazinin ayrı kefelerindedir azizim, azizem
Terazinin bir kefesi ağırlaşırsa diğer kefedekine ‘laf‘ derler, dilde eşhedü gibi
Havadis bilgi biriktiren kopyala-yapıştırcılar, sadece işine geleni alır
Saksı boş bilgiyle çalışıyorsa Gönülden MARŞ etmeyen kafa hep iteklenir

 

“En anlaşılacak şekilde yani biz cahilin de anlayacağı şekilde söyle!” diyor

 

Bunlar, ‘kafamızı okşayarak anlat’ diyenlerdir. Oysaki
kafamız kopmadan ‘anladık’ olamaz! Anlamak, kafanın kopuşu demektir
‘Tarihten kıssa-siyer, hatta ayet-hadis sevicilerine’ bugün bakın. Bunlar,
sizce kafaları kopmuş kimselere benziyor mu? Bize ‘işte böyle anlat’ diyorlar
O dönemde de böyle anlatıldı da reddeden etti, bunlar bugün gene aynı…
(sözün muhataplarına diyorum) Kısaca: kafa okşanıyorsa anlamış değilizdir
Yazılarımız, toplumda 400 yıldır defalarca reddedilenlere işaret ettiği için
şimdi ortaya konma şekli budur
Yazılardaki gerçeklere sebepsiz, şerhsiz kızan, KAFA’dır!
En sade, en anlaşılır şekilde anlatıyor Şadırvan
Fakat BİLGİ’nin ne olduğu unutturulduğu için bu açık seçik ifadeler,
zihnindeki esaretten kurtulmayı düşünmeyenlere çalı gibi olur, takılır kişi

 

Bilgiyi ‘kolay anlaşılacak şekilde söyle’ diyenlere dikkatle bakın

 

Şayet bunlar ‘ültimatom vermek’ gibi bu imkanlarını çok daha genişletseler
Chick Korea’nın cazlarına da ayar verir:
‘caz yapma da şöyle füdayda gibi yap da kolay anlayalım’ derler. Yalan mı?
Ama akletmezler ki tüm dünya müziği Chick Korea’yı ayakta alkışlar
Bu isimler, müziği-müzikteki sanatı büyük çaplı ortaya koyduğu için
dünya müzisyenlerini peşine takıp götüren vazifededirler
Şadırvan, dünyayı yöneten kabiliyetlerin odağına yazıyor!
Kendini yönetmenin ne olduğundan habersizlere hitap etmiyor
Yararlanan, yararlansın deriz. Caz ve sanat, bir ruh meselesidir
Köyde ummadığımız birileri anlar da kentteki bazı kravatlılar anlamaz bile!
(Örneği caz üzerinden verdim)
Şu da bilinsin ki “anlayanlar” dünyaya anlatanlardır
Ve dünyaya anlatanlara, ‘anlamadık’ diyenleri gütme yetkisi verilmiştir
Anlamadık diyenler, önce bu vaziyetini anlasa etrafımızda kenetlenirlerdi
Biz, aleme seslenme çapı taşıyan FİKREDİŞİN TA KENDİSİYİZ

 

Doğrudan anlatmalıymışız, dolaylı değil!..

 

Doğrudan-dolaylı konusu, müellifin tercihidir
Yerine göre bunlardan birini, bazen diğerini bazen ikisini birden kullanmak,
o yazının “felsefik(!) olduğunu” nasıl gösterir? Hiç böyle olur muymuş?

Bu bir anlatış programıdır. Bırakın da müellifi karar versin kitle nedir,
ne tür bir anlatımla nasıl bir kitlenin sahasına çıkması gerekir yayınlarının
Biz bir kişi arıyoruz, her yerden çıkabilir. Sürülerin içinden çıkmaz
Şadırvan’ın vazifesi o bir kişiyi bulmaktır. O bir kişi için ömür harcar

Kimse cahile özel eğitim vermez. Vazife değil ki sürekli ona seviye yazsın
Kulak zarına özel teneke mi çalınsın, vaktimizin ortağı mı ki?

 

Diyor ki açıkça söyle kafamız karışıyor. Çok açık söylersek de kafan patlar!

 

Dolaylı anlatan bizzat Allah! ‘Dolaylı anlatıyorsun!’ diye O’na kızmıyor ama!
Olura ciddiye alırsın! Kafan bösmesin diye her şey sanatla oturur yerli yerine

Kuran, dolaylı anlattı. En lazım ve temel bilgiler müteşabihlerdedir
Her yazı ve sözün arka cenahı var (boyut diyorlar,) buna dikkat etsek…
Yazılı Kuran, en muhkemi bile müteşabih anlattı. Örnek mi?
Mesela Şeytan üzerinden seni anlattı! Sen de kendi üzerinden Şeytan’ı oku!
Buna tanık olduğunda bilginin en temelini bildin, artık OKUdun demektir
Buraya kadar Müslüman değildin! Buradan başla. Seyru süluk budur

Biri demişti ki “anlatamıyorum. Bu zihniyete nasıl anlatacaz?”

 

Olayları aşkının adı ile okumadıkça,
adına okumaya değer aşkın olmadıkça ANLATAMAZSIN dostum!
Çünkü zihniyetle savaşmak, şahsiyeti gerçekleştirmekle ancak mümkün
Çok çalışmak lazım: En büyük emek, gayrettir. Dikkat ve ciddiyette gayret…
Bak anlatıyorum! Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!
Neredesin? ‘Anlayış bekledikçe’ anlatamazsın

 

Bizim kime anlattığımızı bilmeyen biri, şu yorumunda kendisini yazmış:

 

Ezcümle: ‘Camiyi-kul hakkını-saygıyı-abdesti bilmeze En-El Hakk’ anlatmışız!

Liste önce bunlarmış! Listeden gidenlere hizmet sayfaları var düşünsenize!
Ki önce camiyi-abdesti bilen, Enel Hakk’ı ne bilsin? Nasıl anlaya? Sede ret!

Mademki liste, peki o halde
öncelik konuları kendine liste yapmışlara hizmet eden bir yazı olmasın mı?
Madem avukatlık.. o halde ‘tasvirdeki cahile avukatlık’ yerine yazıyı paylaş
Anlaşılıyor ki yazımızın gizde reddine ‘cahil kitle dekorunu’ malzeme ederek
sözde ‘kendi arifliğini’ cahilden ayırmış da olarak
güya ‘yetersizler tasviriyle’ hayalen girizgah yapıyor ‘ayar vermeye’ peh

Bu samimiyet değil. Mert söylese: ‘Enel Hakk, öyle değil böyle’ dese…
Bırakalım bahanelerle gizlenmeyi. “Cahil uzun yazı okumaz, bunları anlamaz
Önce onun öğreneceği çok şey var” gibi ‘tepedenlikle yapılan’ avukatlıkta
‘kişinin kendini gizleyişi’ var. Yazıya ciddi şerh getiremeyen, reddini gizliyor!
Hoş, reddetse ne yazar, sövse ne yazar? Doğrular, hakimiyet yolunu yürür

 

Bilim cahile kendini ispata çıkmaz! Çünkü anlamayacağı açıktır
Buna rağmen çıkıyorsa.. o, bilim değildir

Karanlık, kendi durumunun bilgisini bildiği kadar ışır
Karanlığa tutulacak başka ışık henüz bulunmuş değil
Işığı yansıtmayacağa ışık tutulmaz! Işığını yutar! Boşunadır, gözü kamaşır
Gönlü, gözü kadar olduğu için kafası karışır, bir işe yaramaz. Tam karışsa iyi!

 

Dostum! Allah bilgisi bir ‘AŞIRTMA VURUŞTUR’ Günümüzde adı Subliminal

 

Cahiller, malumat sahibi dahi olmasın diye bilgi sadece ilgililerine anlatılır

Kişisel çıkarına kullanacak olanın nefs barajını aşar da ilgili sahibine ulaşır
Havan atışı gibi bir şeydir, koca nefs dağındaki korsan benlik anlamasın diye
Öz bilgi, aşırtma vuruştur, şaşırtır! Zalime çalışan, bilgide gerçeği anlayamaz
Yapıda tınmazlık varsa malumatıyla tende kalır da kendi özüne ulaşamaz
(Konunun tam anlatımı: Subliminal Teknik 25. Kare/ Zihin İşgaline ‘Dur!’ De)

 

“Kafam Karışıyor!”

 

Karışsın, karışsın. Bu zamana kadar karışmıyordu da şimdi mi karıştı?
Karışan kafa iyidir. Çalışmaya başlayan kafa “karıştığından” belli olur
Çalışma imkanı doğmuştur, kullanasın diye! Akıl artık devreye girsin diye!
Şartlı algı, (zanların verilerine göre kurulu bir üçkaatın iskambili olduğu) için
kartları karıştırıp bir daha dağıt!
Ki kurulu kafayla kağıt oynanmaz, gerçek değerlendirme yapılamaz

Kafanızı karıştıran YAMA’lardır. Şartlanmalar doğruyla her karşılaştığında
kafayı karıştırır ki ‘anlamak yolu’ kapansın diye! Gayet anlaşılır anlatıyoruz,
kafası karışan dikkat eksiğindendir. Sebebi hedefsizliktir, bundan bize ne?

“Kafam karışıyor!” Tabi ki karışsın, iyidir
Kişinin ‘kafam karışıyor’ dediği şey, aheste aheste ortaya çıkan gerçeklerin,
eski kafanın kabullerinde oturacak bir yer arayışı ve de bulamayışı…
Önceki ezberik kabullerle yeni idrak başlangıcının kürsi savaşı!
(Konuyla ilgili daha geniş açıklama: KAFAM KARIŞIYOR! yazısı)

 

ANLATIŞTA Halkın Seviyesine İnilmez, ANLAYIŞTA İnilir

 

Anlatan ayarını düşürmez, sana zaten “ayarını yükselt!” diyor
Zaten şu ufuksuz anlayış sebebiyle konuların ‘daha girişleri’ anlaşılmamış!
La ilahe illallah ilminin gerçeğini mi (aynı bu kafayla) ‘ben anlayım’ diyor?!
‘Seviyeyi düşür de öyle anlayım’ nasıl der? Bu konu zaten ‘anlayışın doruğu’
Fakat kişi bunu (yazıyla anladıktan) sonra ‘doruğa’ ulaşmayacak ki!
Yazıdan anlayış, zaten doruklarda çırpınan o kişilere müjde olup ulaşacak,
onları kurtuluşa çıkarmaya sebep olacaktır. Ne seviyesi? Kişiye göresi NE?
Ninnilere ‘seviye’ der misin? Demezsin

Bu engin işler, engin anlatımla bir bütündür dostum 
Halkın %90’ı avamdır ve zaten belli seviyeye kadar olanını anlar
Bu konular arayış ehlinin hatta
aradığını bulmuş olarak yola devam edenlerin konularıdır
Nasıl denir ki “HALK DİLİ olmalı..?” Kuran, halk diliyle mi söylendi?
Yahut ilk dereceleri halkın da anlayacağı seviyedir
Böyleyken bile kabul etmeyen etmemiş!
“Anlamamak diye bir şey YOK! Kabul etmemek var!”

Anladılar! Kabul etmediler, bu kadar! Anlamamış olsalardı
sorumlu tutulamazlar ve de ceza-i müeyyideden yırtmış olurlardı
Anlamamak diye bir şey yok ayar vericilik var, ‘koçum güzel söylersin be’ var
“Güzel dersin de senin bu işler bu şekilde yürümez be bilader” var
Anlamamak, görmemek, kabul etmemek hatta anlamasa da iş olsun tepkisi,
tüm geçmişte de oldu. Tarihin her dilimi bunlarla dolu. Buna alışığız, hazırız!
Yeni bir şey değil. Anlıyoruz ki artık ‘anlamamak’ diye bir şey yok

 

Bu yazıyı ya da bir şeyi gerçekten anlayan kimse,
“anlaşılır dille ‘halkın diliyle’ yazın” demez. Her şey ANLAYANA!

 

Anlayan anladı mı gerisi anlasa-anlamasa ne yazar? Anladık da ne olmuş?
“Anlamışsam benim anlamış olmam yetmez mi?” diyecek. Pürüz nerede?
Anlatışta halkın seviyesine inilmez, anlayışta inilir. Anlayış göstermekte inilir
Avam, o şeyin derinliğini bilmez, istediğin kadar in, gene bilmez
O yüzden avamdır zaten

‘Çoğu, bu seviyeden anlamaz’ dediğin diğer cahillleri öne sürmeyi bırak!
İlkokul-yüksekokul seviyesi gibi çap vs. kategori üzerinden örnek getirerek
‘avamın zaten anlayamayacağı seviyenin’ avukatlığına soyunmamak lazım
Tüm mesele SEN! Sana yazıyoruz: Anladıysan ona göre yaklaş
Bütün yazı ve gördüğün her şey sana sesleniyor!
Okuduğun, seni aşıyorsa zaten altına şerh düşemezsin, yorumlayamazsın
Yok, aşmıyor da şu ince mesele senin aşamaların oluyorsa o zaman düşün
Saksı anlamadıysa (ki anlamadığı belli. Sadece terminolojiyi biliyor o kadar
Literatürü bilmiyor. Konunun pratiğini ki en şart şeyi bilmiyor)
Yani anlamadıysa da zorlamasın kendini, anlamaya çalışsın, akıl satmasın!
Şerhimsi düşmeye kalkmasın. Bu onun işi değil. Anlamadığı yer varsa sorsun
Ama önce ‘nereye kadar anladı acaba?’ diye sorarız tabi ki

Neyi anlaması gerektiğini bilmeyene onu nasıl anlatırsın?
Sen kendini bildin de nasıl anlatılacağını bilmen mi kaldı diye sorarlar adama
Kendini biliyorsa bilmeyenin anlaması için mi ‘anlaşılır anlatmamızı’ istiyor?
Kendi anladıysa yetmez mi? Herkes her şeyi anlayacak diye bir şart mı var?
Anlayamamanın ‘kabul’le ilgisi var. Yani seviyeyle… Kabul, önemli seviyedir
Anlasa anlasa anlayacağı şey, kendinden habersiz yaşadığıdır, o da anlarsa!
Yazıda anlamadığı yer neresi ise oradan söyleyiverse, orasını soruverse?
Hem anlamış hem anlamamış gibiyi rollenmese daha samimi olunmaz mı?

 

Diyor ki: “İmam Gazali böyle mi anlatıyor?”

 

İmam Gazalinin ne muradı vardı acaba? Da anlatabildi de peki ne anlamışız?
Ya da biz ne anlatıyoruz, anlaşılmamış da Gazali anlatabilmiş?
İ. Gazali cebimizde bir çaptır. Bunu biz söylemiyoruz, bilenler böyle dedi
Metodumuz (ki çağda anlatma sistemidir)
Metodumuz, ‘DİN’ anlatmaz Gazali gibi… Din anlatsaydık kolaydı…
Acaba ne anlattığımızı anlayabildik mi? Anlamadıysak retle işimiz ne?

Nasıl anlatılması gerekiyorsa (bizi mademki beğenmedi) açar bir sayfa,
o anlatır biz dinleriz. Bu ayar veriş neden?
Sebebi ‘millet daha iyi anlasın’ diye mi? Yoksa ‘burasını anlamadım’ diye mi?

Hitabet özelliğimizin yetersiz olduğuna, anlatmada zorlandığımıza delili ne?
Bir örnek vermeli. ‘Bak, bu böyle anlatılmaz, şöyle anlatılır’ demeli
Anlayış ve Bilgi kitabımızı var, okudu mu?
En anlayış, halin saklanamayacağını anlamaktır, buna göre de davranmaktır
Bizim anlattıklarımızın kafa karışıklığına sebebiyet verdiği,
kendi üzerindeki test’in sonucu mu ya da şu an yanındaki birinin demesi mi?
Dediyse de bize ne? Kendisi söylesin, birileri bu tenezzülsüzün avukatı mı ki?

 

Sonra ‘Kafa Karışıklığı Nedir? Sebebi Nedir, İyi Midir, Kötü Müdür’

bunlar hakkında fikri, tespiti, ilmi, çalışması var mı?

KAFAM KARIŞIYOR! başlıklı makalemiz var. Okudu mu?
Okuduysa altına şerh düştü mü?
Bizi ‘nutukçu şekilde’ ne zaman gördü, geçen hafta mı, dün mü, bugün mü?
(Sonuçta ayar vermek, bilmezlerin bir no’lu ahlakıdır
ortak özelliklerini saysam, yarımız şizofren, yarımız kibirli-küstah çıkar)
Nutuk çekene ben olsam eleştiri getirmem, sırtımı döner giderim
Anlatabildiklerimin, karşının anlayabildikleriyle sınırlı olduğu düşünüldü mü?
Anlatan öyle anlatır ki en yüzünden başlayıp
anlamanın bittiği, anlamayacağı yere kadar getirip anlatarak şunu gösterir:
Bu işlerde vakfiyet, çocuk işi değil. Kopya sözler, ezber talimlemek değil…

Kendi hayatını çok ciddiye alasın. Tüm mesele SEN! Sana yazıyoruz
Anladığın kadar yaklaşman, kabullerine bağlı. Mevcut kabullerini sorgula
Gördün mü, anlamakla ilgisi yokmuş!

Konuda bir önceki yazı Demek ŞAİR, Demek FELSEFİK! Peki, Kim Bu?
 
/Okyanusta Şadırvan. 2009-2017

_______________________________________________________

 İlgili Yazılar
 
Demek ŞAİR, Demek FELSEFİK! Peki, Kim Bu?
AKIL Nedir?
        MANTIK Nasıl Çalışır Ve Zihin Kendisini Niçin Göstermez?
        ZİHİN İŞGALİNE ‘DUR!’ De
              ZİHİN İşgalinden KURTULMAK
              ZİHNİYET mi? ŞAHSİYET mi? İşte ‘açık ara’ Ayrıntılar
        BİLİNÇALTI Nedir?
        Düşünce ile DÜŞÜNMEK Arasındaki Fark (1)
              Düşünce ile DÜŞÜNMEK Arasındaki Fark (2)
              Düşünce Başka Şey, DÜŞÜNMEK Başka Şey… (3)
              1- Düşüncenin Pankartları
              2- Düşünceler Zihin Alanımıza Düşerler. ‘Düşünmemiz’ Bunları Karşılar
              3- Düşünce bir yerlere zaten disiplinsizce gidiyor. Görevi istekler taşımak!
       FİKİR Nedir? Fikirle İdeoloji Arasındaki Fark! 
              FİKİR Nedir? (2)
       RUH Nedir? Niçin Ruhundan Haberin YOK?
       KAFAM KARIŞIYOR!
       KÖTÜLÜĞÜ “PAYLAŞMA!”
       Aradığın Şey Kesinlikle Gösterilmiştir
       ANLAMAMAK Diye Bir Şey Niçin Yok? Şunun İçin Yok:
              Demek ŞAİR, Demek FELSEFİK! Peki, Kim Bu?
              Anlayıp da işine gelmez ‘Ayar Verici Tiplere’ toplu cevaplar
BİLİM Denen Neymiş? (Bilimde Rolü Kime Veririz?)
    TEKNOLOJİYE Secde Etmiyor Muyuz?
    Hangi TIP, Hangi BİLİM?
    BİLİM Kendini Aklıyor!?
    Yapay ZEKA Diye Bir Şey YOKTUR
    Gelişmiş Toplumu Neyiyle Ölçersiniz?
BİLİM Denen Neymiş? Bakalım (2)

Kelimelerde ayrıntı için Şadırvan Kavramlar Sözlüğü

İçindekiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir