1- Düşüncenin Pankartları

“İnsan Neden Bulamıyor Kendisini?”
İnsan Nedir, Bilinmiyor Bile

Bu noktada şunu söylemek gerekli:
Konumuz, düşünceyle düşünebilmenin ayrı yapılar olduğunu ele alırken
davranışlarımızın duygulardan güdüldüğüne dikkat çekerek
günümüzde dillerden düşmez bilimselliğin, zihnimize planlı şekilde tıkılışının
insanı köleleştirme maksatlı yürütüldüğünü söylemek zorundayız

Köle felsefe, bu kullanımda en büyük oyuncak olmayı ‘bir forsla’ sürdürüyor
Esaretinin kokusu, üniversitelerin parlatılmış kafeslerinde saklanıyor^

Algılamak ve düşünmekle başlayan (sunuların da taşındığı) bir yolculukta

(kabaca) sunuşun ta kendisi olan tabî düşünce,
başta kontrol edilemez yapısıyla kontrolü düşünene ait olmayan bir alana,
‘zihne’ düşüyor

Düş’ten gelen bir düş’ün düşmesi şeklindeki bu “düşünce”
-aklın bize bu en yakın alanına düşer düşmez-
çoğu kez önceki düşünme prensiplerine saygılı ve iyi niyetlice ilişmiyor
Fikir temellerinin, karar merkezinin içine doğrudan sızma teşebbüsünü
‘mütevazılık-bilimsellik akoruyla’ zihin gümrüklerini tavlayıp gerçekleştiriyor

Kimisi bir isyan tertiplemek için zihinde toplanıyor
Kimisi bunu önlemek adına yaptırımlar halinde…
İsteyen, istediğini bir şekilde istekle istiyor
İsteklerimizin ilk ortaya çıkışıdır düşünceler. Bir itiş-kakış, tam bir arbede!

Bilimsellik’ pankartıyla gelen her düşünce filosu senin boşluğunu bekliyor
Daldığı zihinde akıp gitmek, yelken açmak için lütfen de olsa izin bekliyor
Flamaları sağlam! Zira çoğu zihin, (bilimsellik!) şartı koşan bir fener yakmış
Geçişte sorun istemeyen düşünce gemilerinin bandıraları bu şarta uygun(!)
Flamalar ‘bilim kokulu, çağdaş sloganlı’ Düşünce, ‘GÜMRÜK NEDİR’ iyi bilir
Böylece zihin, bilim zokalı karanlık çağın kucağına oturur. Kafa bilimselleşir!

Düşünceyi, tanışma yönünden bilmiyoruz, niyetini de…
Asıl istek ve niyetlerini pankartların ardında gizleyen düşünceler,
aklın bu şartlanmışlık fenerlerine göre kendini uyumlar
Böylece kolaylıkla ‘sanki bizden biriymiş gibi’ oluverirler: Bizden biri işte!?
Vize planlı pankartın fakı budur. Şu şartlı ölçülerimize uygun düşmeyen ve
markasızlıkları nedeniyle ‘bilim-dışı’ saydığımız çeşitli düşünce akışlarını
tartmayız bile


Bu tuhaf durumu bir gün ‘lütfen de olsa’ incelersen şöyle başlayacaksın:

 

Çünkü çağları ortaklayan ölçüt, bilimdi ya!?
İyi de, her çağın sonlarında bu bilimler amacından saptırılıp:
1- Şartlanma oluşturmak için
2- Sonra şartlanmış zihinlerde cirit atan kabusların ruhsatlandırılması için
ve böylece de üretilmiş bir çöplük haline getirilmişti ya zihin…

Yok, “bu durum, o durum değil” diyorsan
söyle o halde ‘insan neden bulamıyor kendisini?’ İnsan nedir, bilinmiyor bile

Bunu tam gaz soracak şartsız bir yetimiz kalmadı. Soran sorduğuyla kalıyor
Sorup da cevap peşine düşenlerin ciddi sorgulayışları yok
Bu nedenle yaşantı çıkmıyor hayatlarından

İnsanın yeme-içme, barınma, güven ve emniyetine kadar işgali söz konusu
Bu kaygılar, insana -asıl işinin peşine düşmesini göz ardı ettirmek suretiyle
kaygılarımızla sıkı kontak içinde geçen yaşamımızı yeni açmazlara sokarak
“bu durumu” her saniyemize kadar gündemlemiş oluyorlar
Zaten bu iş böyle olur. Bunun hiç başka izahı yok

Düşünce, düşeceği zemine göre kendi hareket ve davranışını,
‘kaygılarımızda sera kurmuş’ buradan hazırlıyor
Sırada hangi karar tetiklenecekse pankartından yelken bezine,
rüzgarına kadar (bu serada maksada uygun planlanmış) bir ‘yama yapıyla’
bizi ‘bir kontrollü düşündürmeye’ çekiyor. Bu zincirlemesine tetiklemeler,
kişinin duygu ve fikir alanında sarsılmadık bir mevzi bırakmıyor
DÜŞÜNEBİLME YETİMİZ kabil değil;
kabil olmamış yetisizliğiyle bu düşünceyi karşılamaya çabalıyor ve
bu haliyle gizli maksatlar yığını halindeki düşünceyi,
(sadece pankartlarına göz atma alışkanlığından dolayı) seçememiş oluyor
Bu sorumsuz durum, düşünceyle akan her türden isteklerin
sorgulanması gereğini düşünmeyen bir ‘düşünmek(!) geleneği’ başlatıyor
Olumlu istekleri de vicdanda sürgüne postalıyor
Düşünebilme yetisi daha önce amaçsız bırakıldığından;
insanın gerçekte amacına hiç uygun olmayan düşüncelerin tipik maksatları,
bir zaman sonra kişide amaç mevkiinde yerini alıp
böylece kişi, bunlar kendi amacıymış zannına düşerek
‘DÜŞÜNEBİLMEK hedefinden’ artık kopmuş oluyor

Olumlu isteklerin bu tür reddedilişle terk-i diyardan sonraki ilk uğrakları
kişinin vicdan noktasını besliyor
Tipik düşünme geleneğinin ‘bu vicdan beslenmesinden’ haberi yoktur
Bu yüzden sürgüne sürmesiyle büyüyen tepkilerin haline dair bilinç taşımaz

Düşünmenin önüne ‘şayet düşünceyle gelen’ istekler, (bir öncesinde)

duygulardan itişle gelir. Her bir istek, o duygunun aslıyla önümüze gelirken
isteği reddediş, o duygunun artık hafife alınması yönünde ilk hamlemiz olur
Savsaklanmış yapıcı duygular ve buna ek olarak
(önlenememiş yıkıcı düşünce ve davranışları önlemeye yönelik) tüm ikazlar,
bu sürgünü otomatik olarak yemiş olurlar

Ne yazık ki durum bu temel üzeredir
Yoksa bilinçsiz düşünme faaliyetinin -marazların fişlenip arşivlenmesine dair
(kullanmadığı üst-bilinciyle) sürgün yönetebilmesi söz konusu olamaz

Düşünceler Zihin Alanımıza Düşerler. ‘Düşünmemiz’ Bunları Karşılar başlığında yazı devam ediyor
Konuda bir önceki yazı Düşünce Başka Şey, DÜŞÜNMEK Başka Şey… (3)
 
/Okyanusta Şadırvan. 2008

Kelimelerde ayrıntı için Şadırvan Kavramlar Sözlüğü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir